banner
banner

Türkiye’de 80 yılda öğretmen nüfusu 30 kat arttı




Eğitim Reformu Girişimi (ERG) raporuna göre, “1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yıllık dönemde öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görüldüğü belirtildi.

Eğitim göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında son sıralarda yer alan Türkiye’nin eğitim sisteminde pek çok farklı sorun alanı bulunuyor. Bunların başında okul öncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda sınırlı iyileşmeler görebildiğimizi söyleyen ERG Yayın Koordinatörü Alper Dinçer, Cumhuriyet’ten günümüze Türk eğitim sisteminde mevcut tabloyu, yaşanan sorunları ve bu sorunlara ilişkin çözüm önerilerini paylaştı.

Eğitim Reformu Girişimi’nin (ERG) yayınladığı, Türk eğitim sisteminde, 2013 yılında yaşanan gelişmeleri değerlendiren ve eğitim sisteminin dört ana bileşeni (öğrenci, öğretmenler, eğitimin içeriği, öğrenme ortamları) ile yönetişim ve finansmanı ayrıntılı bir biçimde izleyen Eğitim İzleme Raporu’nda, Türk eğitim sistemindeki sorunlara ve çözüm önerilerine yer veriliyor.

ERG Araştırma Koordinatörü Alper Dinçer, özellikle veri temelli, kanıta dayalı politika yapım süreçlerinin saydamlık ve katılımcılık ilkeleri temelinde yönetilmesinin büyük önem taşıdığını vurgulayarak, “Eğer bu alanlarda ilerleme kaydedersek diğer sorunlarımızı çözmek için de büyük bir adım atmış olacağız” diyor. Öncelikle, siyasi iradenin veri temelli kanıta dayalı politika süreçlerini, saydamlık ve katılımcılık ilkelerini sahiplenmesi gerektiğini söyleyen Dinçer, bu alanlarda ilerleme kaydedildiğinde, diğer sorunların çözülmesi konusunda büyük bir adımın atılacağını ifade ediyor.

Türk eğitim sisteminin Cumhuriyet döneminden günümüze kadar olan gelişim sürecindeki okullaşma oranı, öğrenci ve öğretmen sayıları hakkında şu bulguları aktarıyor:

“1930 ve 2010 yılları arasındaki 80 yılda ilköğretim düzeyinde öğrenci ve öğretmen sayılarında çok büyük artışlar görüyoruz. Öğrenci nüfusu 20 kattan fazla artış gösterirken, öğretmen nüfusunda da neredeyse 30 kat artış görülüyor.

Tablo 1: İlköğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

17386

516392

30

1950

40399

1684813

42

1970

161173

5796879

36

1990

272472

9243232

34

2010

503328

10981100

22

Benzer bir tablo ortaöğretim için de geçerlidir. 1930’un Türkiye’sinde ortaöğretim düzeyinde sadece 1.452 öğretmen var. 2010’da, 80 yıl sonra bu sayının 220 bini aştığını görüyoruz. Öğrenci sayısı ise 80 yılda 14 bin 800’den 4.8 milyona vardı.”

Tablo 2: Ortaöğretim

Yıllar

Öğretmen Sayısı

Öğrenci Sayısı

Öğretmen Başına Düşen Öğrenci Sayısı

1930

1452

14800

10

1950

6442

75458

12

1970

25175

497886

20

1990

112775

1426632

12

2010

222705

4748610

21

Öğretmen başına düşen öğrenci sayısının girdi düzeyinde eğitimin niteliğinin önemli göstergelerinden biri olduğunu dile getiren Alper Dinçer konuşmasını şöyle sürdürüyor: “İlköğretim düzeyinde öğretmen başına düşen öğrenci sayısının son seksen yılda gerilediğini görüyoruz. Ancak, ortaöğretim için bunu söylememiz mümkün değil. 1930’da Türkiye’de ortaöğretim düzeyinde bir öğretmene 10 öğrenci düşerken 2010’da 21 öğrenci düşüyor. Bu bize ortaöğretim düzeyinde eğitime erişim yaygınlaştıkça ve daha fazla öğrenci liseye devam etmeye başladıkça öğretmenlerin yükünün arttığını gösteriyor.”

4+4+4 OKUL ÖNCESİ OKULLAŞMA ORANINI OLUMSUZ ETKİLEDİ

ERG Yayın Koordinatörü Alper DinçerAlper Dinçer, son yayınlanan Eğitim İzleme Raporu’nun bulgularına dayanarak Türk eğitim sistemine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulunuyor:

“Eğitim sisteminde pek çok alanda ilerleme sağlanmasını bekliyoruz. Bunların başında, okulöncesi eğitim, eğitimin niteliği, öğretmen niteliği ve yönetişim geliyor. Geçtiğimiz yıla baktığımızda, bu alanlarda ancak sınırlı iyileşmeler görebiliyoruz.

Erken çocukluk eğitimi, Türkiye’deki en önemli eğitim politikası önceliklerinden birisidir. Son yıllarda bu alana odaklanan uygulamalara ve kaydedilen gelişmelere rağmen, henüz okul öncesi eğitime katılımda hedeflenen düzeye ulaşılamadı. ‘4+4+4’ sistemine geçişte okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınmamış olması ve ilkokula başlama yaşındaki değişiklik de, okul öncesi okullulaşma oranlarını olumsuz biçimde etkiledi. 2013 itibarıyla Türkiye’de okul öncesi eğitimin halen zorunlu ve ücretsiz olmaması önemli bir eksiklik.

GRAFİK 1: OKULÖNCESİ EĞİTİMDE YILLARA GÖRE ÖĞRENCİ SAYILARI VE OKULLULAŞMA ORANLARI, 2003-04 VE 2013-14 YILLARI ARASI













 

Kaynak: MEB, Milli Eğitim İstatistikleri

Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), eğitimin niteliğini izlemek için kullandığımız temel göstergelerden biridir. PISA çalışması dünyada üç senede bir 70’i aşkın ülkede gerçekleştiriliyor. PISA, 15 yaş öğrenci nüfusunun matematik, fen ve okuma becerilerini ölçüyor. Bu çalışmaya göre Türkiye’de öğrencilerin yüzde 42’si matematikte temel becerileri elde edememiş durumdadır. Ayrıca, malesef 2009’a kıyasla bir ilerlemeden söz etmek mümkün değil. Bu durum eğitimin niteliği ile ilişkili soru işaretleri yaratıyor.”

GRAFİK 2: 2003-2012 YILLARI ARASINDA TÜRKİYE’DE ÖĞRENCİLERİN ALT DÜZEY (1. DÜZEY VE ALTI) YETERLİK EĞİLİMİ (%)











 

Kaynak: OECD, 2013

ÖĞRENCİ BAŞARISININ TEMELİ ÖĞRETMENİN NİTELİĞİDİR

Öğrenci başarısının temel belirleyicisinin öğretmenin niteliği olduğu ifade eden Alper Dinçer, bu yüzden Türkiye’de eğitimin niteliğini yükseltmemiz için öğretmenleri iyi biçimde yetiştirmemiz gerektiğinin altını çiziyor. Dinçer, “2013’te uygulamaya konan Öğretmenlik Alan Bilgisi Testi’nde (ÖABT) devlet okullarına atanmak için yarışan öğretmen adayları 50 soruda ortalama 22 doğru yanıt verdiler. Bir matematik öğretmeni adayının matematik öğretmenliği alanında sorulan 50 sorunun yarısına doğru yanıt verememiş olması düşündürücüdür” diyor.

GRAFİK 3: ORTALAMA NET DOĞRU SAYISI (ÖABT ALANLARINA GÖRE) (2013)


 










 

 

 

Kaynak: ÖSYM, 2013

Yönetişimde de önemli aksaklıklar görüldüğünü kaydeden Alper Dinçer, sözlerine şöyle devam ediyor: “Eğitim konusunda sıklıkla ve hızla yapılan köklü değişikliklerin tasarım ve uygulama yöntemleri eğitim yönetişiminde yaşanan bütüncül strateji eksiklikleri uzun vadeli planlama yapma sıkıntısını ortaya koyuyor. Aynı anda gerçekleştirilen, yeni ortaöğretime geçiş düzenlemesi, ‘4+4+4’ sonrası uygulamalar, dershanelerin kapatılması ve MEB merkez teşkilatında devam eden yapısal değişikliklerin her zaman birbiriyle uyumlu olmadığı; yukarıda sıralanan ve dikkat gerektiren önceliklerin geri plana atılmasına neden olduğu söylenebilir.” 

ÖĞRETMEN POLİTİKALARINI ATAMA DÖNEMLERİNDE TARTIŞIYORUZ

Eğitim politikasının tüm paydaşlarının öğretmen politikalarının merkezine “eğitimin niteliğini” yerleştirmesi ve sınıfta eğitim-öğretimi güçlendirmek için öğretmen politikasının tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Alper Dinçer, “Son yirmi yılda eğitim fakültelerinin akredite edilmesinden, öğretmen niteliğinin ölçütlerinin tanımlanması, performans yönetimi sistemi geliştirilmesinden, okul temelli mesleki gelişim modelleri tasarlanmasına kadar geniş bir yelpazede Milli Eğitim Bakanlığı ve Yükseköğretim Kurulu çeşitli çalışmalar yaptı. Buna karşın faydalı olma potansiyeli yüksek bu çalışmaların yaşama geçirilmediğini görüyoruz. Bu nedenle, öğretmen politikalarında anlamlı ilerlemeler kaydetmekte zorluk çekiyoruz ve öğretmen politikalarını neredeyse sadece öğretmenlerin atama dönemlerinde tartışıyoruz” diye konuşuyor.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.