banner
banner

Eğitimde siyasetçilerin dışlanması talepleri




Eğitim meseleleri bir kez daha tüm ağırlıklarıyla ülkemizin gündeminde; bu durumu, eğitimin tüm yönleriyle tartışılmaya açılmasını çok olumlu karşılamak, bir fırsata çevirmek gerekiyor.Eğitim, ülkemiz Türkiye'nin en sorunlu sektörlerinin başında geliyor; bu sorunlu durumun kökeninde sektörün büyük ölçüde rekabete kapalı oluşu ve en azından rekabet eksikliği kadar, eğitim dünyamızda egemen zihniyetin eskimişliği de var.

Eğitime ilişkin tartışmaların büyük bir hızla gündemimize yeniden girişi AK Parti'nin TBMM'ye getirdiği 4+4+4 yasa tasarısıyla başladı; hemen arkasından da, Sayın Başbakan'ın üniversite giriş sınavları ve dershanelerle ilgili değerlendirmeleri geldi. Bu ateşli tartışmalar arasında Sayın Cumhurbaşkanı'nın YÖK Yasası'nın yeniden değerlendirilmesi hakkındaki sözleri daha az duyuldu ama eğer siyasal iktidar bu yönde bir adım atarsa tartışmaların en büyüğünün YÖK Yasası etrafında oluşacağına pek kuşku yok gibime geliyor.

Zorunlu eğitimin sekiz kesintisiz seneden kesintili on iki seneye çıkarılması çalışmaları, üniversite giriş sınavlarının ve dershanalerin yeniden değerlendirilmesi, YÖK kanununun nihayet gündeme gelmesi çok olumlu gelişmeler ama tartışmalar, aynı zamanda, ülkemizde eğitim hakkında görüş belirtenlerin nasıl ilginç bir zihniyete sahip olduklarını gösterdiği ölçüde de başka bir anlam kazanıyorlar.

Eğitim tartışmalarının en ilginç yönlerinden biri bu tartışmaların, tartışmaları yapanların demokrasi ile ilişkisi; bu tartışmalar zaten çok yakından bildiğimiz bir ilginç zihniyetin bütün çıplaklığıyla yeniden gündeme taşınmasına neden oluyor. Eğitim tartışmalarının demokrasi ile ilişkisi derken bir kesimin sekiz senelik kesintisiz eğitimde ısrarını asla kastetmiyorum, bu bir görüştür, görüşün özünü 28 Şubat sürecinden yani kesintisiz sekiz senelik eğitimin gündemimize gelişinden ayrı değerlendirmek gerekebilir.

Eğitim tartışmalarının demokrasiyle ilişkisinin en ilginç hale geldiği alan eğitim sektöründe çalışan bazı kişilerin bu sektöre ilişkin temel kararların demokrasi süreci dışında alınmalarını önermeleri; temel kararların siyasî-demokratik süreç içinde alınmalarının sakıncalı olacağını söyleyen bu kişiler eğitim kararlarının eğitim şûralarında ya da Talim ve Terbiye Kurulu gibi kurumlarda alınmasının daha doğru olacağını, siyasetçilerin de buralarda alınan kararları uygulamakla yetinmelerini öneriyorlar. Bu zihniyet ile ilk kez karşılaşıyor değiliz ama yine de, doğrusu, her karşılaştığımızda bizi çok düşündürmesi gereken bir durumla karşı karşıya olduğumuzu görmemiz gerekiyor.

Eğitim, özellikle de üniversite öncesi eğitim süreçleri büyük ölçüde kamu hizmeti niteliği taşıyorlar; demokrasinin, hukuk devletinin özü de kamu hizmeti üretiminin nitelik ve niceliğinin seçilmişler tarafından belirlenmesine dayanıyor. Eğitim ya da başka bir kamu hizmetinin nitelik ve niceliğinin esas olarak parlamentolarca kararlaştırılamadığı sistemlere, rejimlere demokrasi demek mümkün değildir; bu temel ilke sadece eğitimle de ilişkili değildir, tüm kamu hizmetlerini eksiksiz olarak kapsarlar ve tekraren ifade ediyorum, kapsamak zorundadırlar. Eğitim önemli bir kamu hizmetidir; bu kamu hizmetine yönelik temel kararları da seçmenler, dolaylı olarak da seçmenlerin temsilcileri olan parlamentolar almak zorundadırlar.
  Eser Karakaş(ZAMAN)

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.