banner
banner
banner

Çocuk Vakfı Van depremi araştırma sonuçlarını yayımladı




Çocuk vakfı’nın hazırladığı Van depremi sosyo-ekonomik ve psikolojik durum tespiti araştırması sonuçlandı.

•          Van Depremi Araştırması, 7-15 Aralık 2011 tarihleri arasında Van, Erciş şehir merkezleri ile Van merkeze bağlı köylerde 1505 geçici barınakta kalan 10515 kişiyi temsil eden kişiler üzerinden yapıldı

•          Örneklemde yer alan kişilerin 870’i Van merkezde, 423’ü Erciş merkezde ve 212’si Van merkeze bağlı köylerde yaşamaktadır

•          Görüşülen kişilerin yüzde 51.8’i erkek, yüzde 48.2’si kadın

•          Barınma biçimlerine göre yüzde 63.7’si çadır, yüzde 13.9’u kendi imal ettikleri barınaklarda, yüzde 10.1’i prefabrik evde, yüzde 9’u Mevlâna evinde, yüzde 3.3’ü farklı konteynırlarda barınıyor

•          Çadırların yüzde 83.9’u yazlık çadır

•          Barınaklarda 1-5 arası kişi ( %31.1 ), 6-10 arası kişi ( %48.7 ) ve 11-15 arası kişi ( %10 ) yaşıyor

•          Depremzedelerin yüzde 57.3’ü elektrik sobası, yüzde 41’i odun-kömür sobası ile ısınıyor

•          Örneklemin yüzde 30’u çocuk ( 3169 )

•          Çocukların yüzde 15.5’i 0-6 yaş, yüzde 14.5’i 7-12 yaş grubunda

•          İlköğretim öğrencilerinin yüzde 56.2’si Van merkezde, yüzde 24.1’i Erciş merkezde ve yüzde 19.7’si Van merkez köylerinde yaşıyor

•          Van depreminde en memnuniyet verici hizmet sağlık alanında tesbit edilmiştir

•          Türkiye, deprem öncesi, sırası ve sonrası bütün paydaşların içinde yer alacağı strateji ve eylem planından yoksundur; her deprem felaketi sonrası benzer acemiliklerin yaşandığı bir ülke görüntüsü vermektedir.

•          Van depremi sonrası Başbakanlık AFAD yönetimi, ilgili Bakanlıklar ve Van Valiliği üzerinden yürütülen çalışmalarda iklim şartlarına uygun tedbirlerin alınması için gerekli koordinasyonu sağlayamamıştır

•          Başbakanlık AFAD yönetimi, deprem sonrası ortaya çıkan ihtiyaçlara göre psikolojik sosyal destek çalışmalarını öngörememiş, ilgili Bakanlıkların uyguladıkları günübirlik sosyal destek çalışmaları ise sınırlı kalınmıştır.

Çocuk Vakfı Van Depremi Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Durum Tesbiti Araştırması’nı Prof. Dr. A. Korkut Tuna’nın editörlüğünde; Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Suvat Parin’in yönetiminde oluşan saha araştırma grubu sonuçlandırdı. Araştırmanın psikolojik boyutu Yüzüncü Yıl Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Fuat Tanhan tarafından yazıldı. Araştırma, Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı’nın destekleriyle gerçekleştirildi.

Çocuk Vakfı, 23 Ekim 2011 Van depremi sonrası yaşantının boyutlarını ortaya koymak, karşılaşılan sorunlara bulunan çözümlerin geçerliliğini sınamak, depremzedenin uğradığı zararlar ve beklenilen gerekli iyileştirmeleri tespit etmek amacıyla Van Depremi Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Durum Tesbiti Araştırması’nı gerçekleştirmiştir. Bu araştırma ile bir çadır, konteynır veya baraka içine kapanan ve günlük hayati faaliyet alanlarının önemli bir kısmını kaybeden ve ortaya çıkan koşullara önemli ölçüde bağımlı kalan depremzedelerin temel ihtiyaçlarına bağlı olarak oluşan hizmet talepleri, bu taleplerine karşı aldıkları veya ulaştırılan hizmetler karşısındaki memnuniyetleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Van Depremi Araştırması ile olası talepleri ve ihtiyaçların karşılanması karşısında depremzedelerce takınılan tutum yanında, Van depremi gibi büyük ölçekte ve şiddette karşılaşılan deprem felaketlerinde üstesinden gelinmesi gereken güçlükleri tanımada ve çözümlemede önemli bilgi kaynağı sağlanmıştır. Araştırmanın üzerinde durduğu diğer bir boyut  depremin depremzedeler üzerinde yarattığı psikolojik sarsıntının boyutlarının tesbiti olmuştur. Araştırmanın üzerinde durduğu diğer bir boyut ise deprem felaketi süresince farklı kurumlar ve kişilerce yapılan yardım ve iyileştirme faaliyetleri yanında, depremzedelerin mevcut ihtiyaç ve talepleri giderme faaliyetleri karşısındaki tutumlarına yöneliktir.

Araştırmanın Amacı ve Önemi

Depremin bölgede mekânsal, sosyo-ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla hayatı büyük bir oranda sekteye uğrattığı ağır bir tablo söz konusudur. Depremin yol açtığı can, mal kayıpları ve ortaya çıkardığı sosyo-ekonomik ve psikolojik sorunlarla şekillenen tablo ağır seyreden mevsim koşulları da dikakte alınırsa, büyüyen bir biçimde kendini göstermiştir. Depremin oluşturduğu ve iklim koşullarının da etkisiyle can yakıcı bir boyut kazanan sorunları çözmek anlamında 23 Ekim 2011 tarihinden bu yana yerel, bölgesel, ulusal ve uluslar arası düzlemde barınma, gıda, giyecek, sağlık gibi alanlarda azımsanmayacak derecede yardımlar yapılmıştır.

Bu araştırmada; depremde sergilenen politikalara bağlı faaliyetlerin deprem bölgesinde yaşayan insanlar tarafından nasıl algılandığını, felaketzedelerin yardım organizasyonlarını nasıl değerlendirdiklerini, yardımlar karşısındaki memnuniyet derecelerini ve beklentilerini sosyo-ekonomik ve psikolojik boyutlarıyla tespit edilmesi hedeflenmiştir.

Deprem sonrası evreni temsil kabiliyeti yüksek 1505 haneyi içeren bu araştırma şu açılardan önem arz etmektedir.

•          Bu araştırma, deprem sonrası ortaya çıkan felaketi bir bütün olarak sosyo-ekonomik ve psikolojik yanlarıyla geniş bir çerçevede ortaya koymayı amaçlamaktadır.

•          Bu araştırma, deprem üzerinden yürütülecek tartışmalara, verilere dayalı bir zemin sunmaktadır.

•          Bu araştırma, başta merkezî ve yerel otoriteler olmak üzere depremde etkin olan aktörlerin ortaya koydukları performansları resmetmesi açısından önem arz etmektedir.

•          Bu araştırma, sorunların tesbiti ve çözümü noktasında ortaya konulacak politikaların geliştirilmesine imkân sağlamayı esas almaktadır.  

Araştırmanın Evreni ve Örneklem

Van merkez, Erciş merkez ve depremden etkilenen Van merkeze bağlı köylerin deprem öncesi nüfus toplamları 700.000 civarındadır. Örneklem, araştırma evreninin büyüklüğünün binde 2,5 oranını yansıtmaktadır. Deprem sonrası 1505 yerleşme yerini kapsayan örneklemin yüzde 58’ini Van Merkez (870 kişi), yüzde 28’ini Erciş merkez (423 kişi), yüzde 14’ünü ise köyler  (212 kişi) oluşturmaktadır.(Grafik 1) Köyler, Van merkez ve Erciş merkez mahallerindeki oransal dağılım ise 2009 yılı nüfusları esas alınarak belirlenmiştir. Örneklemin Van merkez ve Erciş merkezdeki dağılımında yüzde 24 çadır kent, yüzde 76 oranında mahalleler yer almaktadır.

İki büyük deprem, depremin yarattığı can ve mal kayıpları ve 7000’in üzerinde oluşan artçı sarsıntılar araştırma evreninde sürekli ve hızlı bir göçe yol açmıştır. Dolayısıyla mevcut mahalle ve köy nüfusları ilk depremden başlayarak rakamsal değerlerini yansıtmaktan uzak bir demografik yapıya dönüşmüşlerdir. Göç edenlerin bir kısmını kendi imkânlarıyla gidenler, bir kısmını da kamu kuruluşları tarafından gönderilenler oluşturmaktadır. İkincilere ilişkin sınırlı bir bilgi mevcut iken kendi imkânlarıyla kenti terk edenlere ilişkin bilgiler ise belirsiz bir alan oluşturmaktadır. 

Evrenin değişken demografik yapısı karşısında Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı, İl Afet Koordinasyon Merkezi, Van Valiliği ve mahalle muhtarlarından çadırların yoğun olarak dağıtıldığı yerleşim alanları tespit edilerek söz konusu yerleşim alanlarına ilişkin yaklaşık nüfus esas alınarak örneklem büyüklüğü ve dağılımı belirlenmeye çalışılmıştır. Bu kapsamda Erciş merkezde can ve mal kaybının en fazla olduğu mahalleler ile Van merkeze bağlı köylerden de en fazla can ve mal kaybına uğrayan köyler örnekleme dâhil edilmiştir. Söz konusu mahalle ve köylerden seçilen örneklem büyüklüğü mahalle muhtarlıklarının verdiği tahmini/yaklaşık nüfus üzerinden belirlenmiştir. Van merkezde ise mahalleler depremden bir birine yakın oranda etkilendiği için bütün mahalleler örnekleme dahil edilmiş, araştırmada adı geçen mahallelerden temsiliyeti sağlayacak örneklem büyüklüğü mahalle nüfusları esas alınarak belirlenmiştir.

Örneklem, Van merkez, Van merkeze bağlı köyler ve Erciş merkezin nüfusu dikkate alınarak 1505 geçici yerleşim yerinden oluşturulmuştur. Bu sayı bir bütün olarak depremden etkilenen Van ve Erciş merkez ile Van merkeze bağlı köy nüfusunun yaklaşık binde 2,5 oranında, depremden dolayı göç edenlerin yüzde 30–40 arası bir oran oluşturduğu gerçeği üzerinden hareket edildiğinde belirlenen örneklemin araştırma evreninin yaklaşık binde 3 oranında bir temsiliyet değerine sahip olduğu söylenebilir.

Araştırma 05.12.2011 tarihinde 53 geçici yerleşim yerine uygulanan pilot çalışmadan elde edilen dönütlerin ankete yansıtılmasıyla birlikte 07.12.2011 tarihinde başlamış ve veri girişi dâhil 31.12.2011 tarihinde sona ermiştir. Araştırma Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden 18 öğrenci, bir araştırma görevlisi ve bir öğretim üyesi olmak üzere toplamda 20 kişilik bir ekiple 24 günde tamamlanmıştır. 

Anketin Uygulandığı Alan

Araştırma, Van merkeze bağlı bütün mahallelerde, Mimar Sinan, Vanspor, Et-Balık, Devlet Su İşleri (DSİ) Çadır Kentlerinde;  Seyrantepe ve Özel İdare Mevlâna Evleri’nde; ağır derecede can ve mal kaybı yaşayan merkeze bağlı Dilimli, Kasımoğlu, Kumluca, Yaylıyaka, Pirgarip, Topaktaş, Alaköy, Gedikbulak, Güveçli, Ermişler köylerinde ve Erciş merkezde yer alan Beyazıt, Van Yolu, Tekevler, Kışla, Latifiye, Salihiye, Cami Kebir ve Gölağzı mahallelerinde; Belediye Spor Tesisleri, Toplu Konut İdaresi (TOKİ), Yenişehir Çadır Kentlerinde ve Cemal Gürsel Afet Evleri’nde gerçekleştirilmiştir.

Araştırmanın temel bulguları depremzede halkın demografik yapısı, geçici yerleşim yerlerinde ve özellikle çadırda sürdürülen yaşamın nüfus kompozisyonu, deprem bölgesinde çocuk, depremzedelerin sağlık durumu, deprem bölgesine yapılan yardım ve hizmetlerin değerlendirilmesi, yardım dağıtım ve organizasyonları açısından etkili olan kurum, kuruluş ve kişilerden memnuniyet ve farkındalık düzeyi, depremin ekonomik bilançosu, çadır yaşamıyla aile içi ilişkilerde değişen ve farklılaşan roller ve işbölümü, konut ve iş konusunda gelecekle ilgili beklentiler başlıkları altında yer almaktadır.

Araştırmanın Sonucuna Göre Veriler

Sağlık durumları:

•          Depreme bağlı olarak yüzde 56,8 psikolojik, yüzde 18,2 ortopedik, yüzde 12,2 solunum yolları ve kalp hastalıklarından şikâyet edilmiştir.

•          Ayrıca 296 kişi hastalık, 205 kişi yaşlılık, 129 kişi engelli özellikleri ile geçici barınaklarda bakıma muhtaç bir biçimde yaşamaktadır.

Günlük Yaşantı: diğerleri yanında üç temel faaliyet türü

•          Kadınlarda başlıca faaliyet yemek yapmak, bulaşık yıkamak ve çamaşır

•          Erkeklerde yakacak temini, erzak temini ve güvenlik olarak belirmiştir.

•          Geceleri yürütülen temel faaliyetler ise yakacak temini ve güvenliktir.

Konut hasarları: görüşülen kişilerin beyanlarına göre evlerin

•          Yüzde 11,2’si tamamen

•          Yüzde 42’si oturulamayacak derecede hasar görmüştür.

•          Yüzde 35,1’i tamir edilebilecek derecede hasarlı olup,

•          Yüzde 7’sinin durumu hasar tespit çalışmalarından sonra belli olacaktır.

•          Ev, bina ve dairelerin yüzde 91,2’sinin, ev eşyalarının Yüzde 59’unun hasarlı olduğu beyan edilmiştir.

Psikolojik açıdan karşılaşılan sorunlar:

•          ‘Her an Deprem olacakmış korkusu” (% 87), 

•          ‘aile bireyleri için kaygılanma’ (%85,7),

•          ‘kapalı ortamla girememe’ (%77,5),

•          ‘hayatın değerini daha iyi anladım’ (% 76,5)

•          ‘deprem görüntüleri’ (%74) oranında devamlı ve sık sık etkili olduğu beyan edilmiştir. 

•          Bunlar yanında ‘kâbuslar görüyorum’, ‘iştahım kalmadı’, ‘yaşama isteğim azaldı’, ‘yardıma muhtaç olmam onurumu kırıyor’, ‘artık hayatın hiç anlamı kalmadı’, ‘geleceğe yönelik güven duygumu yitirdim’ tarzındaki sorularda ise önemli ölçüde bu yönde olumsuzluk belirten beyanlara rağmen ‘hiç de değil’ şeklindeki cevaplar, depremzedelerin yaşanılan büyük felakete rağmen, psikolojik açıdan güçlü yanlarının bulunduğunu göstermektedir.

Araştırmanın üzerinde durulması gereken diğer bir boyutu da depremzedelerin ‘ihtiyaç ve talepleri’  ile ilgilidir. Aralık 2011’in ilk yarısı itibariyle en çok ihtiyaç duyulan üç maddeyi belirtmeleri istendiğinde:

•          Gıda        (% 73,2)

•          Barınma  (% 67,2)

•          Giyim       (% 59,5)

•          Battaniye (% 26,5)

•          Yatak        (%17,9) oranında tespit edilmiştir.

•          Yaklaşık değerler olmakla birlikte gıda Erciş’te, Barınma Van merkezde, Giyim

Erciş’te, Battaniye Van merkezde, yatak ise Erciş’te talep edilmiştir.

Yapılan yardımların yeterli olup olmadığını tespit için alınan cevaplarda ‘hiç yeterli değil’ , ‘yeterli değil’ şeklindeki cevaplar ağırlıklı bir biçimde önde gelmektedir. Barınma tiplerine göre yapılan değerlendirmelerde Mevlana evi, Prefabrik ev türünde yerlerde oturanların memnuniyetsizlik beyanları daha az seviyededir. Kendi yaptıkları barınaklarda ve çadırlarda kalanların gıda, barınma, giyim, battaniye ve yatak konusunda yapılan yardımları büyük oranda ‘hiç yeterli değil’, ‘yeterli değil’ şeklinde değerlendirmişlerdir.

Yerleşim birimlerine göre yapılan değerlendirmede ise, küçük farklarla barınma konusunda Van merkez ( % 69,5); gıda konusunda Van merkez (% 61,6); ısınma konusunda Van merkez (% 68,8) giyim konusunda Erciş % 80), ilgi ve anlayış konusunda Van merkez (75,8); insanların yaklaşımları konusunda Van merkez (% 74,2) oranında memnuniyetsizlik belirtmişlerdir.

Yapılan yardımların kurum, kuruluşlar ve kişiler nezdinde değerlendirilmesinde;

•          Diğer kenttekilerde     ( % 82),

•          Komşularda                 ( % 81,6)

•          Uluslar arası kuruluşlarda( % 74,2)

•          Diğer belediyelerde      (% 72,4)

•          STK’larda                     (% 69,8)

•          Kızılay’da                     (% 54)  oranında hiç yardımcı olmadılar şeklindedir.

Yardım ve Hizmetlerdeki aksaklıklar:

•          Dağıtım organizasyonu yetersiz (% 28,9)

•          Dağıtım Adaletsiz                 (% 21)

•          İhtiyaca göre yardım gelmedi     ( % 9,5) şeklinde değerlendirilmiştir.

Depremzedeler kısa vadeli isteklerinde:

•          Daha iyi barınma                                (% 80,9)

•          Daha iyi gıda/giyim/hizmet    (% 15,1) istemişlerdir.

Geleceğe yönelik olarak:

•          Devletin yapacağı konutlara geçmek ( % 59,9)

•          Kendi konutumu yaparım                       ( % 17,3)

•          Evimim tamir eder otururum             ( % 22,3) şeklinde düşünceye sahiptirler.

•          Kendi konutunu yapacakların yüzde 30,4’ü kredi talebinde bulunacaklardır.

Çalışma konusunda.

•          Devletin göstereceği işte çalışırım                 ( % 86,2)

•          İşimi yeniden kurarım                                    ( %   8,8)

•          Yeni bir iş bulmam lazım                               ( %   4,5) şeklinde düşünmektedirler.

Hasar Tesbiti konusunda;

•          Büyük ölüde güvenen                        (% 23,6)

•          Kısmen güvenen                                (% 30,7)

•          Büyük ölçüde güvenmeyen   ( % 45,7)  şeklinde bir düşünce hakimdir.

Araştırmanın Türkiye İçin En Önemli Sonuçları

•          Van depreminde en memnuniyet verici hizmet sağlık alanında tesbit edilmiştir

•          Türkiye, deprem öncesi, sırası ve sonrası bütün paydaşların içinde yer alacağı strateji ve eylem planından yoksundur; her deprem felaketi sonrası benzer acemiliklerin yaşandığı bir ülke görüntüsü vermektedir.

•          Van depremi sonrası Başbakanlık AFAD yönetimi, ilgili Bakanlıklar ve Van Valiliği üzerinden yürütülen çalışmalarda iklim şartlarına uygun tedbirlerin alınması için gerekli koordinasyonu sağlayamamıştır

•          Başbakanlık AFAD yönetimi, deprem sonrası ortaya çıkan ihtiyaçlara göre psikolojik sosyal destek çalışmalarını öngörememiş, ilgili Bakanlıkların uyguladıkları günübirlik sosyal destek çalışmaları ise sınırlı kalınmıştır. 

Araştırma İle Ulaşılan Genel Sonuçlar

 Van Depremi Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Durum Tesbiti Araştırması 7–15 Aralık 2011 tarihleri arasında gerçekleşmiş ve depremin ilk günlerinde ortaya çıkan alt-üst oluşun yarattığı sıkıntıların atlatılması ve felakete uğramış bir kesimin ayakta kalması ve hayatını sürdürebilmesi sürecinde elde edilen verileri yansıtmaktadır.

Bu haliyle felaketin hemen sonrasındaki bir evrenin bilgilerini aktarması özelliğiyle de ayrıca önem taşımaktadır. Araştırma Van, Erciş şehir merkezleriyle Van şehir merkezine bağlı köylerde gerçekleşmiş ve bu evreni temsilen 1505 geçici barınakta kalmakta olan 10,515 kişiyi temsil etmekte ve Yüzüncüyıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümünden Yard. Doç. Dr. Suvat Parin’in başkanlığında 1 Araştırma Görevlisi ve 18 öğrencinin katılımı ile dokuz gün içinde Van Merkezde 870, Erciş Merkezde 423 ve Van Merkez Köylerinde 212 geçici yerleşimde barınanlara uygulanan anket çalışmasıyla gerçekleşmiştir.

Değerlendirme bu çerçeve içinde elde edilen verilerin ışığında yapılmıştır. Söz konusu araştırma sürecinin, karşı karşıya kalınan afetin yarattığı panik ve sarsıntının ardından gerçekleşmiş olması ve depremzede aileleri toplum ağlarına bağlayan ilişkilerin parçalanmış olmasının tayin ediciliğinde olduğu ilk elde göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Bu veriler karşı karşıya kalınan çok zahmetli ve güç koşulları olan bir yaşantının sürdürülmesi sürecinde, normal günlük ilişkilerden oluşan bir hayat tarzının dışına düşen depremzedelerin felaketli günlerine ait hayat şartları ile bu çerçevede oluşan istek, düşünce ve kanaatlerine ait veriler olduğu açıktır. Bu süreç içinde depremzedelerin günlük yaşantılarını asgari bir düzeyde sürdürme sürecinde; kendi aralarında olduğu kadar, kendilerine yardıma gelen değişik kurum, kuruluş ve kişilerle olan ilişkilerini de yansıtmaktadır.

Bu çalışma; böylesine bir süreç içinde, sorunlar karşısında ortaya konan, denenen, bulunan   ya da teklif edilen çözümlerin, bundan sonra karşılaşılacak diğer felaketler karşısında da, elde edilmiş bazı tecrübeler olarak yararlanma imkânı sağlamayı, olası afetler karşısında edinilmiş bilgiler olarak bir nebze de olsun yarar sağlamayı amaçlamaktadır.

İnsan hayatında çok farklı nedenlerle ve çok farklı alanlarda ortaya çıkan afetlerin yol açtığı felaketlerin ve bunlarla yüz yüze gelen felaketzedelerin temel ihtiyaçlarının karşılanması ve bunlarla ilgili faaliyetlerin zaman, mekân,  bölge ve iklim gibi değişkenlerin göz önüne alınarak, önceden bilinmesi ve planlanması gerektiği ortadadır.

Bu doğrultuda sadece temel yardım ve ihtiyaç malzemelerinin ulaştırılması ve koordinasyonu kadar, bir kriz yönetimi çerçevesinde yasal ve idarî boyutun da içerisinde yer aldığı çok geniş bir yol haritasının oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Afet sonrası hayatta kalmak olarak adlandırılabilecek bir eylemin gerçekleşmesi açısından bu hususlar büyük önem taşımaktadır.

Van bölgesinde yaşanan depremin ve ortaya çıkan can ve mal kaybının yol açtığı felaketin ve benzerlerinin önceden bilinememesi karşısında geçerli çözüm yollarının bulunması ancak geçerli bir kriz yönetimine sahip olmakla mümkündür. Ancak bu tarz çalışmalar sayesinde önceden bilinemeyecek sonuçları kestirmek söz konusu olabilecektir.

 Araştırma ilk elde örneklem içinde yer alan depremzedelerin ‘sayısal veriler’ine ulaşmıştır. Bu doğrultuda görüşülen kişilerin cinsiyet ( %51,8 erkek, % 48,2 kadın) ve aile içindeki konumlarından (%45,3 aile reisi/baba, %38 evin hanımı/anne ve %16,7 Oğul, kız, gelin) hareketle düzenli bir dağılıma ve temsil kabiliyetine sahip oldukları anlaşılmıştır. Bu yapının oluşmasında, depremin hemen sonrasında göç eden aile bireyleri kadar, benzeri nedenlerden ötürü yakın akrabaların geçici konuta katılması sonucu hane halkının değişmiş olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Depremzedelerin daha sonraki verilerde ortaya çıkan görüşlerini anlamada yardımcı olacak diğer bir veri ise ‘geçici barınaklar’la ilgilidir. Yıkılan ve hasar gören konutlar ve devam eden sarsıntılar ardından ikinci bir yıkıcı depremin yaşanmış oluşu depremzedeleri geçici barınaklara mahkûm etmiştir. Bu doğrultuda ilk elde ve en çok ulaştırılan çadır (%63’7) barınma biçimini tayin etmiştir. Örneklemde yer alan ikinci grup geçici barınaklar ise, değişik kaygılarla evleri yanından ayrılmak istemeyen depremzedeler tarafından oluşturulan barınaklardan ( % 13,8) oluşmaktadır. Bu barınakları toplam olarak yaklaşık yüzde 20’lik bir paya sahip olan Prefabrik ev (% 10,1) ile Mevlâna evi (% 9) takip etmektedir.

Geçici barınakların büyük çoğunluğunun çadırlardan oluşmasının getirdiği olumsuzluğu arttıran diğer bir unsur ise barınılan çadırların yüzde 83,9’unun yazlık çadırlardan oluşmasıdır. Bölge ve iklim şartları sonucu, çadırların barınılabilir olabilmesi için dışının naylonlarla örtülmesine, içinin ise battaniyelerle sarılmasına yol açmıştır. Aşırı soğukların yarattığı ısınma ihtiyacı değişik araçlarla karşılanmaya çalışılsa da ( % 57,3 elektrikli soba, % 41 soba/kuzine) bu ısınma araçları ne yazık ki yer yer yangınlara yol açmış ve bu şekilde birçok çocuk hayatını kaybetmiş bulunmaktadır.

Örneklem içinde yer alan ‘çocuk’ sayısı 3169 olarak tespit edilmiştir. Başka bir deyişle 1505 geçici barınağın 929’unda en az bir çocuk yaşamaktadır. Çocuk için hareket sahasının daraldığı ve deprem koşulları sonucu henüz okulların açılmadığı bir ortamda, çocukların vaktini alan üç faaliyet biçimi olarak, birinci sırada oyun oynamak, ikinci sırada anne babaya yardımcı olmak ve üçüncü sırada ise oyunla birlikte okula hazırlanmak şeklinde beyanları olmuştur. Çocukların büyük bir kısmının ilköğretim  ( 1933 çocuk ), diğerleri ise orta öğretim ( 650 çocuk ) ve yüksek öğretim ( 162 çocuk ) çağında oldukları beyan edilmiştir.

Depremzede bireylerin ‘sağlık durumları’ göz önüne alındığında yüzde 9,8 oranında sağlık sorunları olduğu anlaşılmış ve afete bağlı olarak müdahale edilmiş ve edilmesi gereken rahatsızlıkların psikolojik (%65,8), ortopedik (%18,2) ve solunum yolları ile (%12,2) ilgili bir yoğunlukta olduğu anlaşılmıştır. Bu bilgiler yanında depremzedelerin yarıdan çok az bir fazlalıkla (% 50,2) kronik bir hastalığı olduğu, bunlar içinde solunum (% 23,3) ve kalp hastalıklarının (%17,8) önde geldiği anlaşılmaktadır.

Sağlıkla ilgili diğer bir husus ise deprem öncesinde de var olup geçici barınma yerlerinde karşımıza çıkan bakıma muhtaç insan sayısıdır. Örneklemin yüzde 5,9’unu oluşturan 634 kişinin varlığı ( 296 hasta, 205 yaşlı, 129 engelli) afetle doğrudan bağlantılı olmamakla birlikte afetzedelerin içinde yerlerini almış olmaları önemlidir. Depremin hemen ardından bakıma muhtaç birçok kişi; ailesi ve kamu kuruluşlarının yardımı ile afet bölgesinin dışına çıkarılmış olsa bile (bu oran örneklem içinde % 3,5’luk bir paya sahiptir), bu sayıda kişinin hâlâ deprem bölgesindeki geçici barınaklarda yaşıyor olması üzerinde durulması gereken çok önemli bir husustur.

Yine örneklem içinde yer alan depremzedelerin, depremdeki ‘mülkiyet ve hasar durumları’na bakıldığı zaman, evleri yıkılan kişilerin büyük bir çoğunluğunun mal sahibi (%76,1) olduğu anlaşılmaktadır. Görüşülen kişilerin deprem sonucunda oturdukları konutların yarıdan fazlasının (% 54) tamamen veya oturulamayacak derecede yıkıldığı beyan edilmiştir. Hasar konusundaki diğer bir özellik ise bir grup binanın (%35,1) tamir edilebilecek derecede hasar görmüş olmasıdır. Başka bir grup binanın (%7) durumu ise hasar tespit çalışmalarından sonra belli olacaktır. Bir şehirdeki konutların yarıdan fazlasının oturulamayacak bir duruma gelmesi, diğer yarıya yakın binanın ise değişik derecede ama yine oturulamayacak derecede hasar görmesinin sadece bir doğal afete bağlı olarak değil, şehrin imar ve planlamasındaki ölçülerle de ilgisi üzerinde durulmasını gerektirmektedir.

Bu yıkım sadece bina tahribatına değil aynı zamanda ev eşyalarının, araç-gereç hasarının, kırsal kesimde hayvanların telef olmasına da yol açmıştır. Yüzde 11,6 oranında işyeri hasarı, yine yüzde 5,2 oranında mamul maddenin hasara uğraması depremin ekonomik ilişkilerde meydana getirdiği kaybı da ortaya koymaktadır.

Depremzedelerin ‘ekonomik durumları’na bir başka açıdan bakacak olursak deprem öncesi ve sonrasında aylık gelir seviyelerinde önemli bir azalmanın ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Geçici barınaklarda görüşülen katılımcılarda 504 erkek ile 27 kadın işe gitmektedir. Başka bir deyişle örneklem içine yer alan kesimin yüzde 35,7’si işe gitmektedir. Buna mukabil örneklemde yer alan kesimin yüzde 37,5’ini oluşturan 564 kişi işini kaybetmiştir. Bu durumun yol açtığı gelir azalması yanında 814 geçici barınakta görüşülen katılımcıların ‘hiç gelirim kalmadı’ şeklindeki beyanları felakete bağlı ekonomik bir gerileme yanında tanımlanamayan bir gelirin sahibi olduklarını da göstermektedir.

Deprem koşulları ve çoğunlukla çadırda yerleşmenin getirdiği günlük yapıp etmeler depremzedelerin günlük yaşantılarını da tayin etmiş bulunmaktadır. Görüşmeler sırasında yapılan gözlemlerde; depremzedelerin geçici barınaklarını, mevcut koşullar çerçevesinde yaşanabilir bir biçime sokmaları yanında, belli bir faaliyet türünü de ağırlıklı olarak sürdürmek zorunda olduklarını göstermiştir. Gündelik yaşamın çeşitlilik gösteren yüzü çadırda da farklı bir boyut kazanması da ayrıca dikkati çekmektedir. Geçmişin alışılmış çadır hayatından farklı olarak internet, bilgisayar, dev ekran TV, uydu, koltuk ve kanepe gibi aksesuarla karşımıza yeni bir ‘çadırda yaşam türü’ çıkması ve günümüz insanının hayatında önemli yer tutan söz konusu unsurların çadırda sürdürülen ilişkilere de yansımış olması dikkat çekicidir. Bu uygulamalara bağlı olarak çadır ortamında kadın ve erkeğin davranış örüntülerinde de değişiklikler ortaya çıkmıştır. Özel hayatın ve aile içi hiyerarşinin neredeyse ortadan kalktığı çadır ortamında söz konusu sorunu rehabilite edici yeterli düzeyde psiko-sosyal desteğin sağlanmadığı söylenebilir.

Bu çerçeveyi tamamlayan bir biçimde ‘günlük yaşantı’ kadınlarda diğer işlerle birlikte ilk iş olarak yemek pişirme, ikinci iş olarak bulaşık yıkama ve üçüncü iş olarak da bulaşık yıkamakla birlikte çocuklara bakmak olarak belirmiştir. Erkeklerde ise birinci iş yakacak temini, ikinci sırada erzak temini üçüncü sırada ise güvenlik olarak beyan edilmiştir.

Karşılaşılan felaketin yol açtığı bir tür iş bölümü olarak da değerlendirebileceğimiz günlük yaşantıyla ilgili bu faaliyetler içinde erkeklerin geceleri üstlendikleri bir başka faaliyetin ısınma ve güvenlik olarak karşımıza çıkması, üzerinde ayrıca durulması gereken bir sorunu ortaya koymaktadır: güvenlik. Kendilerine gönderilen eşyalar içine unutularak karışmış ve deprem koşulları içinde ‘kim vurduya’ gidebilecek para ve altın gibi kıymetli nesneleri geri veren ve insanî değerler açısından ileri seviyede olduğunu gösteren yöre insanının, kendi mahallesinde gece güvenliği sağlama ihtiyacı hissetmesi, afet yönetimi açısından da üzerinde durulması gereken bir husustur.

Van Depremi Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Durum Tesbiti Araştırması’nın ikinci ayağı ‘Psikolojik Durum Tesbiti’ne ayrılmıştır. Burada depremzedelerin uyku, depremin bilinçte yarattığı etkiler ile bunların yol açtığı bir tür davranış sorunları ve duyuşsal sorunlar 22 başlık halinde depremzedelere sorulmuştur. Bu doğrultuda depremzedelerin ‘her an deprem olacakmış’ düşüncesi (%87), ‘aile bireyleri’ için kaygılanma(%85,7), ‘kapalı ortamlara’ girememe (%77,5), ‘hayatın değerini’ daha iyi anladım (%76,5), ‘deprem görüntüleri’ (%74) oranında ileri derecede hassasiyeti gösteren iki kategorinin toplamlarını vermektedir. Bu göstergeler depremin mevcut psikolojik etkilerindeki olumsuzlukları ve oranlarını göstermesi açısından ilgi çekicidir.

Depremin bireylerde yol açtığı psikolojik sarsıntılar ve kayıplar yanında ‘kâbuslar görüyorum’, ‘iştah kaybı yaşıyorum’, ‘yaşama isteğim azaldı’, ‘yardıma muhtaç olmam onurumu kırıyor’, ‘artık hayatın hiçbir anlamı yokmuş gibi geliyor’, ‘geleceğe ilişkin güven duygumu yitirdim’ tarzındaki sorulara ‘hiç de değil’ şeklinde verilen cevapların varlığı ve sahip olduğu oranlar depremin psikolojik alanda meydana getirdiği büyük tahribata rağmen, depremzedelerde kişilikle ilgili önemli bir yanın ayakta kaldığını göstermektedir.

Araştırmanın üzerinde durduğu üçüncü konu ise depremzedelerin ‘ihtiyaçları ve talepleri’ne ayrılmıştır. Çalışmanın üçüncü bölüm verilerinde ortaya çıkan özelliklerin birinci bölümde depremzedelerin değişik açılardan ele alınan ve onları belirleyen geçici barınaklardaki ortam ile ikinci bölümde psikolojik açıdan ortaya çıkan özellikleri çerçevesinde değerlendirilmeleri önem taşımaktadır.

Depremzedelerin araştırılması sürecinde ortaya çıkan ihtiyaç beyanlarını değerlendirmeden önce Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardım ve Koordinasyon Merkezi’nce yapılan alan taramaları sonucunda depremzedelerin “Acil Temel Yaşam Malzeme İhtiyacı” olarak tanımlanan ihtiyaçları aşağıdaki dağılımı göstermektedir.

 Araştırmamızda ortaya çıkan verileri; 11–17 Aralık tarihleri arasında Ail eve Sosyal Politikalar Bakalnlığı’nca yapılan çalışmalarda, depremzedelerin 6,848 gıda, 4,788 giyim, 3,578 battaniye, 2,198 ısıtıcı, 1,666 bebek bezi, 1,075 çadır, 811 bebek maması ve 57 yatak talebini göz önüne alarak değerlendirmekte yarar vardır. 

Acil Temel Yaşam İhtiyaçları Tablosu

( haftanın en çok talep edilen türleri kırmızı ile belirtilmiştir.)

            11.12   12.12   13.12   14.12   15.12   16.12   17.12

Battaniye             256     662       496       696               608      407     462

Isıtıcı          83     526       248       406               435      301     229

Giyim       439                 906       614    1.044               759      530     486

Gıda         666 1.335       886    1.459            1.089      777     636

Su                          38         13          17                10          1         2

Bebek Mama.        37     215         99        178              166      116       89

Bebek Bezi            53     401       262        369              130      262     189

Hst Alt Bezi            2         8           3            7                10          5         4

Tıbbi İhtiyaç            1       19         11          15                12          6         2

Hijyenik Ped                    49         50          99              129        94      105

Temizl. Malz.                    67         27          41                47        40        57

Halı                       54         48          37                42        15        32

Yatak                      5         18            2                16          6        10

Çadır           63                311       114        180              198      178        76

Konteynır                 3                  49         26          29                24        13        17

Toplam İhtiyaçlar          1.603            4.645    2.915     4.579           3.675 2.705   2.396

Sivil Toplum Kuruluşlarının katkıları göz önüne alındığında sadece İnsani Yardım Vakfı tarafından depremin ilk gününden itibaren yapılan yardımlarla 9,586 paket et ve et ürünleri; 296,145; adet kahvaltılık, bakliyat, un, yağ, süt, su, bebek maması, bisküvi, meyve ve sebze dağıtıldığı ayrıca gezici aşevlerinde 483,000 kişiye sıcak yemek verildiği bilinmektedir. Gıda yardımından ayrı olarak 199,449 giyim eşyası; 100,112 adet yorgan, battaniye gibi ev tekstili; 1,029 adet soba, 722 adet mutfak malzemesinin de ulaştırıldığı bilinmektedir.

Araştırmada ortaya çıkan ve 40 numaralı tabloya yansıtılan talepler göz önüne alındığında görüşülen kişilerden ihtiyaç duydukları 3 temel maddeyi belirtmeleri istenmiştir. Yoğunlaşmaya bakıldığında gıda ( % 73,1), barınma ( % 67,2),  giyim (% 59,5), battaniye (% 26,4) ve yatak (% 17,9) ihtiyacında oldukları görülmektedir. Bu ihtiyaçlar değerlendirildiği zaman sahip oldukları oranlar doğrultusunda gıda, barınma ve giyime olan talebin sürdüğü anlaşılmaktadır. Bu talepler çerçevesinde yaklaşık oranlar olmakla birlikte Van merkezinde oturanların gıdadan çok barınmaya olan talepleri (%76,2) tüm kategoriler için başlıca talep olan gıda ortalamasını aştığı görülmektedir. Bu durum Van şehrinde barınma sorununun mevcut uygulamalarla çözülemediğini göstermektedir.

 Depremzedeler tarafından ortaya konan ihtiyaç beyanlarında barınma biçimleri arasında yapılan değerlendirmede yüzde 77,6’lık bir orana sahip olan çadır ve kendi imal ettikleri barınaklarda barınanların gıda (% 80,7) ve barınmanın (% 80,5) öne çıktığı; buna mukabil, Prefabrik ev, Mevlâna evi ve konteynırda barınanların (örneklem içinde sahip oldukları pay % 22,4) giyim (%26,6), battaniye (% 29,3) ve yatak (%33,3) konusundaki ihtiyaçların sahip oldukları yüzdeden fazla bir değerle ortaya çıktığı görülmektedir.

Bu grupta yer alan barınma biçimlerinde yatağa duyulan ihtiyacın barınağın ihtiva ettiği mekânla olan bağlantısının göz önüne alınması gerekmektedir. Kalabalık aile yapısına sahip olan depremzedelerin barındıkları mekâna; genişletme bakımından, müdahale edemedikleri için, bu tür geçici barınaklarda yatak ve battaniye gibi ihtiyaç kalemlerinin göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Ortaya çıkan ihtiyaçların diğer bir nedeni ise, daha elverişli mekânlarda kaldıkları

için, söz konusu ihtiyaç malzemelerinin dağıtımında bir nebze olsun ihmal edilmiş olmaları düşünülebilir.

Araştırmada ele alınan diğer bir konu ise ‘ihtiyaçların karşılanması ve yardımlar’ konusunda depremzedelere yöneltilen “aşağıdaki yardım ve hizmetler hakkındaki görüşünüz nedir?” sorusuna alınan ve yapılan yardımların yeterliliğini ortaya koyan cevaplarda hasta bezi ve hijyenik ped, bebek bezi/bebek maması, yıkanma, temizlik malzemesi, hela/tuvalet konusunda gerek Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Sosyal Yardım ve Koordinasyon Merkezi’nce depremzedelerin “Acil Temel Yaşam Malzeme İhtiyacı” tablosunda, gerekse Tablo 40’ta farklı veriler ortaya çıkmıştır. Bu durumun değerlendirilmesinde ortaya çıkan ve memnuniyetsizliğin bu alandaki ihtiyacın sınırlı olmasına rağmen diğer kategorilerdeki tutumun yansıtılmasından kaynaklandığı söylenebilir.

Kamu, Sivil Toplum Kuruluşları ve şahıslarca gerçekleştirilen yardımların ihtiyaçları ne ölçüde karşıladığı meselesinde; depremzedelerin geçici barınaklarına göre yapılan bir değerlendirmede barınma, ısınma, gıda, giyim/kuşam, ilgi/anlayış ve insanların yaklaşımı konusundaki kanaatlerine bakılmıştır. Var olan memnuniyetsizliği ortaya koyan ‘yeterli değil’ ve ‘hiç yeterli değil’ tarzındaki cevaplar göz önüne alındığı zaman Mevlâna Evi ve Prefabrik Ev’lerde memnuniyet oranlarının diğerlerine göre daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı çerçevede kendi yaptıkları barınaklarda hasarlı evlerinin yakınında kalanların en çok memnuniyetsizlik beyan eden grup olduğu anlaşılmaktadır. Örneklem içinde yer alan sınırlı sayıdaki konteynırlarda kalanlar ise, memnuniyetsizlik açısından, bu kategoriden sonraki sırada yer almaktadırlar. Konteynırların afetle ilgili genel çözüm içinde bir barınma biçimi olarak benimsenmesi üzerinde ayrıca durulması gerekmektedir.

Depremzedelerin memnuniyetlerinin değerlendirilmesinde yerleşim yerlerine göre yapılan grafikler barınma, gıda, ısınma, giyim, ilgi/anlayış, insanların yaklaşımı/anlayışları konusunda yapılan sıralamada Van merkezindeki geçici barınaklardan alınan cevapların söz konusu hizmetleri yeterli bulmadıkları yolundadır. Sadece Erciş’te giyim konusundaki memnuniyetsizliğin yüzde 80 oranında olduğu dikkatleri çekmektedir. İnsanların yaklaşım ve anlayışları konusunda Van merkeze bağlı köylerde yüzde 42 oranında bir yetersizlik ifadesi de önemlidir.  Bu oran kısmen yeterli, yeterli, oldukça yeterli tarzındaki değerlendirmelerin yüzde 58’lik bir paya sahip olduğunu göstermektedir. Başka türlü söyleyecek olursak, geçirilen felaketin köylerde insanî ilişkilerde bir kopuş yaratmadığı anlaşılmaktadır.

Araştırmada depremzedelerin yardım ve hizmetleri değerlendirmesinde ortaya çıkan tutumları ‘kurum ve kişilerin değerlendirilmesi’ne yansıması yardım faaliyetlerinde başta Kızılay olmak üzere Valilik, Şehir Belediyesi, Sivil Toplum Kuruluşları, Uluslararası Kuruluşlar, Başka Belediyeler, Komşular ve Diğer Kentteki İnsanlar açısından değerlendirildiğinde; ortaya çıkan tablo, belli bir koordinasyonsuzluğun olduğunu başka bir açıdan ortaya koymaktadır.

Tüm Türkiye’nin depremzedelere yardım konusunda harekete geçtiği, Sivil Toplum Kuruluşları, o şehrin Belediyesi, başka şehirlerin Belediyeleri ve diğer kamu kuruluşları tarafından yapılan yardımlarda, basit bir tanıtmanın yapılmadığı, yardım gönderenlerin kimler olduğu ve en basit dileklerinin iletilmediği, yardımların adeta insanî ilişkilerin dışındaki bir tutumla depremzedelere aktarıldığı düşüncesini ortaya çıkarmaktadır.

Yardımların deprem felaketinin ağır baskısı altında, büyük bir telaş içinde yapılması belki böylesine bir davranışa yol açmış olabilir. Depremin ilk günlerindeki sürüp giden telaş ve karmaşa ortamında depremzedelere yardımda bulunan Sivil Toplum Kuruluşlarının (%14,4) ve Uluslararası Kuruluşların (%16,8) yardımları konusunda depremzedelerin bir fikirleri olmadığını beyan etmeleri, bu kuruluşların, halkla ilişkiler gibi bir faaliyeti gündeme getiremedikleri anlaşılmaktadır.

Araştırmada depremzedelerin yardım ve hizmetleri değerlendirmesinde ortaya çıkan tutumun ‘kuruluş ve kişilerin değerlendirilmesi’ne yansıması, yardım faaliyetlerine koşan kişi ve kuruluşlardan başta Kızılay olmak üzere, Valilik, Belediyeler, Sivil Toplum Kuruluşları, Uluslar arası kuruluşlar ve diğer şehirlerdeki insanlar açısından değerlendirildiğinde, ortaya çıkan tablo yaygın bir koordinasyonsuzluğun olduğunu bir başka açıdan göstermektedir.

Hiç yardımcı olmadı kategorisinde diğer kentteki insanlardan başlayarak (% 82), komşular (81,6), uluslar arası kuruluşlar (74,2), diğer belediyeler (%72,4), sivil toplum kuruluşları (%69,8), Kızılay (% 54) sıralaması ortaya çıkmaktadır. Bütün bunlardan ayrı olarak Belediye (%79,5), Valilik ise  ( %77,5) oranında hiç yardımcı olmadı şeklinde değerlendirilmişlerdir.

Barınak tiplerine göre Valilikten en az hizmet aldığını belirtenler kendi imalatı olan çadırlarla, normal çadırlarda yaşayanlar olmuşlardır. Prefabrik evlerle Mevlâna evinde kalanlarda ise bu oran diğerlerine göre daha az bir oranda ifade edilmektedir. Belediyenin hizmetleri konusundaki görüşlerde prefabrik ev dışındaki geçici barınaklarda yüzde 80’in üstünde ‘yardımcı olmadı’ kanaati hâkim bulunmaktadır. Kızılay’ın hizmetleri konusunda depremzedelerin kendi imalatı barınaklarla, konteynırlarda kalanların ‘hiç yardımcı olmadı’ şeklindeki kanaatleri dışında değerlendirme kategorilerinde birbirine yakın kategorilere dağılmış bulunmaktadır.

Burada dikkat çeken husus tüm Türkiye’nin depremzedelere yardım konusunda harekete geçtiği, sivil toplum kuruluşlarının, başka şehir belediyelerinin, şehir belediyesi ve kamu tarafından yapılan yardımlarla ilgili basit bir tanıtmanın yapılmaması, bir farkındalığın yaratılmamasıdır. Bunun yanında yardım gönderenlerin kimler olduğu ve dileklerinin iletilemediği, adeta böyle durumlarda gözetilmesi gereken insanî ilişkilerin dışında bir tutumla depremzedelere aktarıldığı düşüncesi ortaya çıkmaktadır.

Depremin yol açtığı büyük felaketin baskısı altında ve aşırı bir telaş içinde yürütülen yardım faaliyetlerinin buna yol açtığı düşünülebilir. Depremin ilk zamanlarında sürüp giden karmaşa ortamında; depremzedelerin, sivil toplum kuruluşlarının (% 14,4) ve uluslar arası kuruluşlarının (%16,8) yardımları konusunda fikirleri olmadığını beyan etmeleri bunu göstermektedir.

“Yardım ve desteklerde görülen aksaklıklar” konusunda depremzedelerin kanaatleri; aksaklığa neden olabilecek farklı etkenler arasında iki kategoride toplanmaktadır: dağıtım organizasyonunun yetersiz olması (% 28,9) ve yardımların adaletsiz dağılımı (% 21) . Depremzedelerin aksaklıklar konusundaki kanaatlerinin yarısını oluşturan bu iki faktör yanında önde gelen bir diğer faktör ise ihtiyaçlara göre yardım gelmedi (%9,5) değerlendirmesidir. Bu faktör afet yardımları konusunda oluşturulacak bir stratejinin temel konusu olmaya aday bir faktördür.

Araştırmada elde edilen verilerin üzerinde önemle durulması gereken bir başka boyutu ise      ‘geleceğe yönelik tasavvur ve beklentiler’ konusundadır. Konut ve işyerlerinin önemli bir kısmının yıkıldığı veya oturulamayacak kadar tahrip olduğu bir ortamda kısa vadeli beklentiler daha iyi bir barınma (%80,9) ve daha iyi gıda/giyim ve hizmet (% 15,1) şeklinde olmuştur. Böyle bir felaketten sonra akla gelen başka bir yol ise göç etme ihtimali çok düşük bir ihtimal olarak (%1,2) belirmiştir.

Şehrin önemli bir kısmının yıkıldığı veya hasar gördüğü göz önüne alındığında ilk akla gelen konutla ilgili görüş ve beklentiler olmaktadır. Felaketzedelerin yüzde 59,9’u Devletin yapacağı ve taksitle vereceği konutlara geçmeyi düşünmektedir. Bunun yanında yüzde 22,3 oranında evimi tamir eder otururum düşüncesi hâkimdir. Bir başka önemli veri ise depremzedelerin yüzde 17,3’ü kendi konutunu kendisinin yapacağı yönünde bir görüşe sahiptirler.  Her iki düşünce değerlendirildiği zaman Devletin yapacağı konutlar dışında, başka bir yerde veya depremden yıkılan eski mahallelerinde kalmayı düşündükleri ortaya çıkmaktadır. Bu durum, ileriye yönelik olarak şehrin planlanmasında göz önünde tutulması gereken bir önem arz etmektedir.

Eski mahallelerinde ve konutlarında oturma arzusu bir başka konu ile birlikte ele alınmayı gerektirmektedir: Hasar tesbitlerine duyulan güven. Anket sürecinde görüşülen kişilerce yapılan görüşmelerde yüzde 45,7 oranında güvensizliğin olduğu ortaya çıkmıştır. Büyük ölçüde güvenenlerin oranı yüzde 23,6’lık bir paya,  kısmen güvenenlerin oranı ise yüzde 30,7’lik bir paya sahiptir. Deprem sonrasında ilk elde yapılan tespitler sonrasındaki depremde can kaybına uğranması güvensizliğin nedeni olmuştur.

Yerleşim yerlerine göre konutla ilgili beklentilere bakıldığı zaman Devletin yapacağı konutlara Erciş’te daha fazla bir talep olduğu (% 66,2) görülmektedir. Bunun yanında Van merkeze bağlı köylerde yüzde 60,6 oranında Devletin yapacağı konutlara talep olduğu görülmektedir. Kırsal kesime yapılacak konutların en azından tarım ve hayvancılık yapan ailelere ait olacağını unutmamak gerekmektedir.

Konut yapımı sürecinde Devletin yapacağı konutlar dışında konut edinmek isteyenlerin kredi talebi meselesinde mal sahibi ve kiracıların aynı oranda kredi almaya taraftar oldukları (% 30) anlaşılmaktadır. Yine kredi konusunda kiracı ve ev sahibi arasında yakın bir oranda kararsızlığın söz konusu olduğu görülmektedir.

İş ve çalışma konusunda ortaya çıkan uzun vadeli beklentilerde ise dikkati çeken husus yüzde 86,2 oranında katılımcının Devletten bir beklenti içinde olduğudur. İşini yeniden kurması gerektiğini düşünenler yüzde 8,8’lik bir paya, yeni bir iş bulması gerekenlerin yüzde 4,5’lik bir paya sahip olmaları dikkat çekicidir. Afet sonrası ortaya çıkan iyileştirme girişimlerinin ve konut sorununu belli uygulamalarla çözmenin yanında daha uzun vadeli bir sorun olarak çalışma veya başka bir deyişle iş hayatıyla ilgili stratejilerde ihmal edilmemesi gerekmektedir.

Genel olarak değerlendirildiğinde Van Depreminin hemen arkasından afetin yol açtığı koşullar çerçevesinde gerçekleştirilen alan araştırmasında; ortaya çıkan felaketin, depremzedelerin günlük yaşayışlarına yansıyan boyutları tespit edilmeye ve bu doğrultuda depremzedelerin günlük yaşantıları ve beklentileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. 

Özellikle afet sürecinde aktif rol oynayan kamu ve sivil toplum kuruluşlarının büyük bir çabayla ve ortaya çıkan büyük mali külfetleri yüklenerek giriştikleri çabalarda kriz yönetimi konusunda bütün paydaşların içinde yerlerini bulacakları bir yol haritasının eksik olduğu anlaşılmıştır.

Ayrıca ‘Afet Yönetimi’ olarak da değerlendirilen bu faaliyetler konusunda Üniversitelerde bu isim altında çalışmaların yapıldığı, araştırma merkezlerinin kurulduğu, bilimsel toplantılarla bu çalışmaların paylaşıldığı bilinmektedir. Konunun sistemleştirilmeye çalışıldığı faaliyetlerin deprem anında, başka bir deyişle afet anında işin içine katılan tüm unsurları kucaklamaktan uzak oldukları anlaşılmaktadır.

Paydaşların bir afet karşısındaki tutum ve davranışlarını kestirmenin güçlüğü ortadadır. Bu bakımdan afetin getirdiği felaketin önüne geçmek konusunda tüm paydaşların tesbiti ve tümünün katılması ile afetin getirdiği felaketin önüne geçmek ve bir yol haritası oluşturmak gereği oradadır.

Bu doğrultuda Başbakanlık AFAD yönetimi, ilgili Bakanlıklar ve Van Valiliği üzerinden yürütülen çalışmalarda deprem sonrası yürütülen hizmet faaliyetleri arasında koordinasyon eksikliği ve iklim koşullarına uygun tedbirlerin yeterince ve anında alınamadığı görülmüştür.

Yine Başbakanlık AFAD yönetimi ilgili Bakanlıkların, Üniversitelerin, Sivil Toplum Kuruluşlarının ve bilhassa gönüllü uzmanların psiko-sosyal destek çalışmaları deprem felaketi sonrasının ihtiyaçlarına göre öngörülmemiş ve bir bütünlük içinde yürütülememiş; sosyal destek çalışmaları ilgili Bakanlıkların uyguladıkları günübirlik çalışmalarla sınırlı kalmıştır. Afetin ilk zamanlarında ortada görülen birçok kuruluşun kendilerine gerekli bilgi ve verileri topladıktan, gözlemleri yaptıktan veya kendileri açısından önemli faaliyetleri gerçekleştirdikten sonra sahayı terk etmelerinden dolayı sürdürülebilir bir destek programı uygulanamamıştır. Bu araştırma ile bir defa daha deprem sonrası sosyal destek programı konusunda şimdiden hazırlık yapması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Sonuç olarak gerçekleştirilen alan araştırmasının belli sınırlılıkları içinde ve üzerinde çalışılan sahanın gösterdiği devamlı değişim ve dönüşüme rağmen; elde edilen veriler, bundan sonra karşılaşılacak afetler karşısında yürütülmesi gereken çalışmalara, bir ölçüde de olsa, katkıda bulunmayı ümit etmektedir. Elde edilen veriler bu tür çalışmaların; mevcut afet yönetimi çalışmalarına rağmen, daha kapsamlı bir biçimde sürdürülmesini ön görmektedir.

Afet karşısında girişilen kurtarma, hayatta kalma ve kaybedilen varlıkların telafisi ile yeni bir hayat tarzının gerçekleştirilmesi sürecinin çok kapsamlı ve sistemli çalışmalara ihtiyaç duyduğu açıktır. Türkiye çapında örgütlenmesi gereken bu çalışmaların afet öncesi, afet sırası ve afet sonrasında yapılacak çalışmalarda ülke ölçekli bir biçimde ve bütün  paydaşlarla ilişkilendirilmesi gerekecektir. Bütün paydaşların yer alacağı bir afet stratejisi ve eylem planı hazırlanmadıkça, ortaya çıkacak her afet sonrasında karşılaşılacak karmaşadan kurtulmanın mümkün olamayacağı açıktır.

Van Depremi Sosyo-Ekonomik ve Psikolojik Durum Tesbiti Araştırması Raporu www.cocukvakfi.org.tr  Raporlar Bölümü’nden temin edilebilir.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.