banner
banner
banner

MEB’den okul öncesi için tercih rehberi




Yeni yasa ile okul öncesinin zorunlu eğitim kapsamından çıkarılmasına dönük eleştiriler sürerken, Milli Eğitim Bakanlığı düzenlemenin sanılanın aksine yeni bir fırsat yaratacağı görüşünde.

İlköğretim ve okul öncesi eğitim hizmetlerinin tek elden yürütülmesinin niteliği ve yaygınlaşma oranını artıracağını söyleyen Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık, “Ülkemizde, 2011-2012 eğitim-öğretim yılı itibariyle, 5 yaş grubu için okullaşma oranı brüt yüzde 69. En büyük hedefimiz, Türkiye’de tek bir çocuğun bile okul öncesi eğitimden mahrum kalmaması” diye konuşuyor.

Çocuğun doğumundan itibaren, ilköğretim çağına kadar olan eğitimini kapsayan “okul öncesi eğitim dönemi” tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük önem taşıyor. Okul öncesi eğitim, bir dönem, sosyo-ekonomik seviyesi yüksek ailelerin çocukları için tercih ettikleri bir model olarak bilinse de günümüzde geniş kesimler tarafından gerekli olarak görülüyor. Milli Eğitim Bakanlığı Okul Öncesi Eğitim Genel Müdürü Funda Kocabıyık, okul öncesi eğitimin yaygınlaşması ve gelişmiş ülkelerle aynı seviyeye gelmesi için en çok çabalayan isimlerin başında geliyor. Funda Kocabıyık ile yeni sistemin okul öncesi eğitime nasıl yansıyacağını, Bakanlığın gündemindeki projeleri ve hedefleri konuştuk.

Okul öncesi eğitimin, çocukların gelişimi açısından önemi nedir? 

Beynin işlevi ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, erken çocukluk döneminin önemine dikkat çekiyor ve çocuğun çok yönlü gelişimi ile bireyselliği ön plana çıkıyor. Bu nedenle okul öncesi eğitimin, bireyin sağlıklı gelişimi, başarısı ve mutlu bir geleceğe sahip olmasında çok önem taşıdığı bir gerçektir. Bilimsel araştırmalar, insan yaşamının temeli olarak kabul edilen erken çocukluk döneminde sağlanacak eğitimin, çocuğun öğrenmesine, tüm eğitim hayatı boyunca başarılı olmasına, aile yaşamına ve toplumun gelişimine çok önemli katkıları olduğunu ortaya koymaktadır. Bu dönemde nitelikli eğitim alan çocukların, ilköğretime başlarken öğrenmeye daha hazır oldukları, bilişsel yetenek testlerinde daha yüksek başarı gösterdikleri, okula devam etmeme ve sınıf tekrarı oranının düştüğü, okuldan mezun olma ve ortaöğretime devam etme oranının arttığı, daha üst düzeyde akademik motivasyonun olduğu, bağımsız çalışabilme kapasitesinin ve okula uyum düzeyinin yüksek olduğu, özel eğitim sınıflarına giden çocuk sayısının azaldığı görülmüştür. Bunun yanı sıra, bu çocukların sağlık ve beslenme durumlarının da daha iyi olduğu biliniyor. Artık değişen hayat şartları, kadınların daha çok iş hayatına katılmaları ve özellikle büyük şehirlerde çocukların yaşıtlarıyla bir arada olma koşullarının azalması, onların daha erken yaşlarda bir eğitim kuruma başlamalarını gerekli kılıyor. 

Evet, bazı durumlarda gereklilik haline de gelebiliyor ama bunun için en ideal yaş kaç olmalıdır?

Çocuk, öncelikle fiziksel, duygusal, sosyal, dil ve bilişsel becerileri yönünden değerlendirilmelidir. Çocuğun yeterlilikleri, genel olarak tüm gelişim alanlarında gözlenmelidir. Çocuktan çocuğa bu özellikler değişmekle birlikte, genel olarak 36 aylık çocuklar, bir okul öncesi kurumuna başlayabilir. Çocukların kendini ifade etmesi, ne istediğini ve istemediğini karşısındakine anlatabilmesi, okula başlayabileceğini gösteren işaretlerden ilkidir. Bunun yanı sıra tuvalet eğitimini mümkün olduğunca kazanmış olması, yani ihtiyacı olduğunda haber vermesi ve tuvalete gidebilmesi de bu kararı güçlendirir. 

Aileler, çocukları eğitim yaşamına hazırlamasının yanında; onları bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden de zenginleştiren okul öncesi eğitime gereken önemi verebiliyor mu sizce?

Okul öncesi eğitim alanında yaptığımız farkındalık çalışmaları başarılı sonuçlar verdi. Artık sadece çalışan anneler değil, çalışmayan anneler de çocuklarını bir okul öncesi eğitim kurumuna göndermek istiyorlar. Okul öncesi eğitime gönderme oranı, sadece üst sosyo-ekonomik seviyede olan aileler için değil, orta ve şartlarını zorlayacak durumda olan aileler için de azımsanmayacak bir boyuta ulaştı. Okul öncesi kurumlarının sadece bakım amaçlı olmadığı, birer eğitim kurumu olduğu bilinci artıyor. Çocuklarının fiziksel ihtiyaçlarının giderilmesi yönündeki beklentilerinin yanında, eğitim programlarını ve ortamlarını merak ediyorlar, bu konularda sık sık bilgi talep ediyorlar. Kurumlarımız da uyguladığımız aile katılımı çalışmalarında görev almaktan büyük heyecan duyuyor. Sadece annelerin değil, babaların da aile katılım çalışmalarına yoğun ilgi göstermesi bizi çok sevindiriyor. 

Gelişmiş ülkelerle kıyasladığımızda, Türkiye’de okul öncesi eğitimdeki okullaşma oranı ve hedeflenen okullaşma oranları nasıl? Okullaşma oranları kentsel ve kırsal kesimlerde ne gibi farklılıklar gösteriyor?

Ülkemizde, 2011-2012 eğitim-öğretim yılı itibariyle, 5 yaş grubu için okullaşma oranı brüt yüzde 69. En büyük hedefimiz, Türkiye’de tek bir çocuğun bile okul öncesi eğitimden mahrum kalmaması. Bakanlığımız, özellikle bahsettiğiniz kentsel ve kırsal farklılıkların yok edilmesi amacıyla, toplum temelli okul öncesi eğitim modelleri geliştiriyor ve uygulamaya koyuyor. Hizmetlerin, bölge özelliklerini en iyi tanıyan ve bölge ihtiyaçlarını en doğru tanımlayabilecek yerel aktörler tarafından kaynakların harekete geçirilmesi yoluyla sunulması, hizmetlere erişmekte zorlanan sayısız çocuğun ihtiyaçları temelinde hizmet almalarını sağlayacak ve okullaşmalarına katkıda bulunacak. Böylece, eşitlikçi bir yaklaşımla her çocuk, en temel hakkı olan eğitim ve bakım hizmetlerinden ihtiyaçları doğrultusunda ücretsiz olarak yararlanabilecek. Eğitimin erişilebilir olması da bu modelin başka bir avantajı. Genel olarak merkezlerde bulunan bu eğitim kurumlarıyla çocukların ulaşım maliyeti, okula bırakılması ya da alınması gibi çeşitli zorlukları da ortadan kaldıracak. Engelli çocuklar söz konusu olduğunda da daha etkili olma şansı mevcut. 

PROJELER İLE FARKINDALIK YARATILIYOR 

Okullaşma oranını artırmak adına ne gibi faaliyetler yürütüyorsunuz? 

Bakanlık tarafından çeşitli sivil toplum kuruluşlarıyla ortak yürüttüğümüz projelerimiz var. Genel müdürlüğümüz ve Anne-Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) ile bir iş birliği protokolü yaptık. 1999-2000 eğitim öğretim yılında, okul öncesi eğitim kurumlarına devam eden 61-72 aylık çocukların, sınıf ve ev ortamında zihinsel gelişimlerinin desteklenmesi, ilköğretime hazırlanmaları ve okul-aile işbirliğinin güçlendirilmesi amacıyla İstanbul’da, Okul Öncesi Veli Çocuk Eğitim Programı (OVÇEP)’nı başlattık ve 33 ilde 157 öğretmene, 49.550 çocuğa ulaştık. Bu projede, çocukların okula hazır başlamalarını ve onların zihinsel gelişimini, sözel ve sayısal becerilerini desteklemeyi, okul-aile işbirliğini güçlendirmeyi amaçladık. Yine AÇEV ile birlikte, 2003’ten beri Yaz Okulu Projesi’ni sürdürüyoruz. Yaz aylarında Diyarbakır ve Mardin’de, donanımını AÇEV’in yaptığı okullarda ana sınıfı eğitimi veriyoruz. AÇEV ve Vodafone Vakfı iş birliğinde imzalanan bir başka protokol ile de İlk Adım Projesi’ni hayata geçirdik. Okullaşma oranlarını düşük ve alt yapının eksik olduğu illerde, okul öncesi eğitimi desteklemeyi ve nitelikli hale getirmeyi amaçlıyoruz.

UNİCEF ve Avrupa Birliği’nin desteğiyle hayata geçirilen “Okul Öncesi Eğitimin Güçlendirilmesi” projesi ile dezavantajlı çocukların okullaşma oranlarında ne gibi iyileştirmeler sağlandı? 

Proje hala devam ettiğinden, net bir rakam vermek pek mümkün değil. Ekim 2013’de, projenin sona ermesinden sonra sağlıklı bir rakam verebileceğiz. Proje kapsamında, Milli Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesi ve temel eğitimde okullaşma oranı hedefine paralel olarak ulaşmayı planladığımız dezavantajlı çocuk sayısı, yaklaşık olarak 84 bindir. Bu da mevcut okullaştırılmış çocuk sayısının yaklaşık olarak %8’i civarındadır. Bunun yanı sıra projenin tamamlanmış olan hibe bileşeni ile sağlanan fiziki mekânlardan, dezavantajlı bölgelerde yaşayan 105’i engelli 6 bin 140 çocuk faydalandı.

DAHA NİTELİKLİ HİZMET İÇİN DAHA FAZLA ÖDENEK 

Bu yıl, bakanlık bütçesinden okul öncesi eğitime ne kadar pay ayrıldı?

2011 yılı Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi 34.112.163.000 TL’dir. Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü’nün bütçesi ise 2011 yılında 466.238.000 TL’dir. 2012 Mali Yılı Bütçesi ile Temel Eğitim Genel Müdürlüğü bütçesi içerisinde ilköğretim ve okul öncesi eğitim hizmetleri ile ilgili olarak 21.837.804.234 TL ödenek tahsisi yapıldı. 2012 Yılı Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesi ise 39.169.379.190 TL. Bu rakamın yüzde 55,7’si Temel Eğitim Genel Müdürlüğü’ne tahsis edildi. 2003-2012 yılları arasındaki bütçe verilerine bakıldığında, Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi içerisinde Okul Öncesi Eğitimi Genel Müdürlüğü’ne ayrılan ortalama ödenek %1,1’dir. Fakat yeniden yapılandırma sonucunda, okul öncesi eğitim hizmetler ile ilköğretim hizmetleri, Temel Eğitim Genel Müdürlüğü’nün kurumsal yapısı içine alındı. Bu şartlar altında genel müdürlüğümüzde, toplam bütçenin yarısından fazlası kullanılıyor ve daha nitelikli okul öncesi hizmeti sunulabilecek.

MEB’DEN OKUL ÖNCESİ İÇİN TERCİH REHBERİ

Veliler, okul öncesi eğitim kurumu seçerken hangi kriterlere dikkat etmeliler?

Çocuğunuza, nasıl bir okul hayal ettiğini sorun. Çocuğunuzu gönderebileceğiniz birden fazla okul varsa okulları birlikte gezin ve izlenimlerini dikkate alın 

Eğitimcilerin ve tüm okul personelinin tavırlarını inceleyin. Okuldaki eğitimci-çocuk oranını sorun ve öğretmen başına en fazla 20 çocuk olup olmadığını teyit edin. 

Eğitimcilerin, okul öncesi eğitim üzerine 4 yıllık lisans mezunu olup olmadıklarını kontrol edin. Bunun yanı sıra destek personelinin de eğitim durumlarını öğrenin.

Okulun temizlik durumuna ve güvenlik önlemlerine dikkat edin. Sandalye, masa, ayna, lavabo gibi materyallerin çocukların boyunda ve sağlam olup olmadığını; sınıfın, çocukların ve eğitimcilerin rahatça dolaşmasına imkân verecek ölçüde geniş olmasını önemseyin.

Günlük program hakkında ayrıntılı bilgiler isteyin. Ayrıca, çocukların bahçe ve açık hava etkinliklerine katılımları için mekânın uygunluğuna dikkat edin. 

Eğitim kalitesi hakkında bilgiler edinmek üzere detaylı sınıf gezileri yapın. Burada çocukların ürünleri sergilenmeli, çeşitli öğrenme merkezleri olmalıdır. Çocukların gelişimlerinin kayıt altına alınarak izlenmesi, ayrıca erken okuryazarlık etkinlikleri ile çocukların ilköğretime hazırlanmasının desteklenmesi de önem arz etmektedir. Okulun kaynaştırma eğitimi uygulayıp uygulamadığının öğrenilmesi, okulda çeşitliliğin desteklenmesi adına önemlidir.

Son olarak ailelerin ve toplumun, okulun bir parçası olması ve ailelerden gelen görüş ve önerilere açık olması da okul-aile iş birliğinin geliştirilmesi için önemsenmelidir.


YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.