banner
banner
banner

YÖK ve Atatürk ilkeleri




Bugün Gazetesi’nden Ali Atıf Bir’in bugünkü yazısı

Yüksek Öğretim Kurumu (kesinlikle kişilerle ilgili bir konudan söz etmiyorum) misyonunu tamamlamış bir kurum.

Türkiye var olan YÖK sistemi ile değişen dünyaya ayak uyduramaz. Siz "Büyüyoruz, ekonomik açıdan iyiyiz" söylemlerini yanlış anlamayın.

Ekonomik açıdan şu an itibariyle iyiyiz ama toplum olarak "gelişmişlik" seviyemiz çok düşük ve bu konuda üniversitelerdeki araştırma, öğretime çok gereksinimimiz var. Çok sayıda üniversiteye sahip olmamız "kalite" sorununu çözdüğümüz anlamına gelmiyor. Üniversitelerimizin çoğu bırakın araştırma yapmayı; bilgi üretmeyi, öğrenciye anlatacağı konuyu öğreten hocalara sahip olmayı, öğrencilere "düşünmeyi, sorgulamayı, yaşam sanatını " öğretecek düzeyde hocalara bile sahip değil.

Hiyerarşik düzen

YÖK ise temel sorunlarla ilgileneceği yerde sadece "rektör seçimi" üzerine odaklanıyor. Çünkü YÖK kuruluş felsefesi gereği son derece "siyasi-ideolojik" bir kurum. YÖK Başkanı ve herhangi bir üniversitenin "rektörü" o dönemdeki "iktidar yanlısı düşünceden" atandı mı başka bir şey yapmaya gerek kalmıyor zaten! Askeriyeye benzeyen hiyerarşik bir düzen sürüyor anlayacağınız.

1980 darbesini yapan, Türkiye'yi "darbe" günlerine "özgür üniversitenin" getirdiğini düşünen askerler (Türkiye'ye yaptıkları en büyük kötülük budur) rahmetli Prof. Doğramacı'nın gazıyla YÖK'ü kurdular, başına da yine Doğramacı'yı getirdiler.

Amaç üniversite hocalarını ve gençliği "zapturapt altına almak" (disipline sokmak) ve toptan Türkiye'yi Atatürkçü yapmaktı. Bu nedenle de daha önce bazı üniversitelerde ders olarak okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersini (Türk Dili ile beraber) zorunlu hale getirdiler.

Sorarım size

Askerlerle arası çok iyi olan, otoriter atmosferin nasıl çalıştığını iyi bilen Doğramacı bu dönemde YÖK'ün ve ilgili kurumların (ÖSYM gibi) etinden sütünden yararlanarak kendine ait bir vakıf üniversitesi bile kurdu.

Bugün Bilkent Üniversitesi gelirleri ve özel kanun maddeleri ile "kaliteli" bir kurum özelliğini sürdürürken diğer tüm kurumların ve üniversite sisteminin içine tamamen ........ durumdadır. (Siz tamamlayın.)

Sorarım size Türkiye'de o kadar gündeme rağmen hangi akademisyenin gıkı çıkabilir? (Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersini yazacaktım konu nereye gitti. Neyse yarın devam ederiz.)

Dün kaldığım yerden devam ediyorum.

1982'de YÖK Kanunu ile oluşturulan "askeri akademik düzeni" yazıyorum. Son olarak "Sorarım size Türkiye'de o kadar gündeme rağmen hangi akademisyenin gıkı çıkabilir" diye soru sormuştum.

Yanıtı veriyorum: Çıkamaz. Çıkarsa devlet üniversitesinde ise derhal rektör tarafından kulağı çekilir, vakıf üniversitesinde ise kulağı çeken mütevelli heyet başkanı olur. Hâlihazırdaki durumda hangi kurum iktidarla arasına kara kedi sokmak ister ki!

1982'den 2002'ye Türk üniversiteleri, "zinde güçlerin" atadığı "Kemalist-Atatürkçü-Ilımlı Atatürkçü" YÖK Başkanı ve rektörlerle disiplin altında tutulurken 2002'den bugüne kadar ise "Muhafazakar/dindar- liberal/dindar" YÖK Başkanı ve rektörler tarafından disiplin altında tutuldu.

30 yıllık tavır

İktidar Türkiye'yi "vesayetten" kurtarırken üniversiteleri "vesayetten" kurtarmayı unutmuş aksine eski "askeri düzeni" işine geldiği gibi dibine kadar kullanmıştır.

Geldiğimiz noktada YÖK'teki profesör arkadaşlarımız "eşitlerin arasında üye, başkan, vekil" olduklarını unutarak diğer öğretim üyelerine sormadan yeni YÖK taslağı (Yeni anayasa) üzerinde çalışıyorlar. Böyle bir çalışma üniversite olgusunun doğasına aykırı. YÖK böyle değişecekse o anayasayı da "yeni" diye çıkarmanın bir gereği yok.

Aslında YÖK'ün bugünkü tavrı yeni değil 30 yıllık tavır. 30 yıldır YÖK akademisyenleri "hizmet" edecekleri insanlar değil "tepeden yönetecekleri" insanlar olarak gördüler. Bugün bile YÖK'ün hiçbir birimi "hizmetkâr" değildir, hepsi "hükümdardır!"

Sisteme muhalefet etmeyen insan yetiştirmek zaten YÖK düzeninin özü. Bu öz bizi Öğrenci Konseyi üyelerini ellerinden tutup "nasihat" almak üzere Başbakan'a götürmeye kadar getirmiştir. Bu manzara artık konuşup yazmanın bittiği noktadır.

Bu şartlar altında 30 yıldır üniversitelerde okutulan Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi dersi kalksa ne olur kalkmasa ne olur!

6-7 yıl önce YÖK'ten üniversitelere gelen bir yazıyı köşemde yazdığımı anımsıyorum.

Ders dikte etme hakkı

YÖK o yazıda "Kemalizm" ve "disipline etmenin" doruğuna ulaşmıştı. Söz konusu yazıda o tarihten sonraki yazışmalarda dersin isminin AİİT olarak kısaltılması yasaklanıyordu. Evet, yanlış okumadınız YÖK bir dersin isminin kısaltılmamasını yazıyla emrediyordu!

Yarın da aynı yetkilerle donatılmış YÖK'ün "Osmanlı Tarihi" isimli bir dersi zorunlu kılmayacağını kim garanti edebilir ya da "Türkiye'de İşçi Hareketleri" dersini?..

Hiç kimse şunu düşünmez: "Ya kardeşim üniversitenin üstünde bir üst kurum nasıl olabilir ve bu kurum nasıl üniversiteye ders dikte etme hakkına sahip olabilir?"

"Nasılına" yarın devam edeceğim.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.