banner
banner
banner

Köşe yazarları okullarda kıyafet serbestliğini yorumladı




Köşe Yazarları Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarda kıyafet serbestliği düzenlemesini yorumladı

Milliyet Gazetesi’nden Can Dündar’ın yazısı

Serbest kıyafete evet, türbana hayır!

Ben de o siyah önlükler içinde, boynu dilim dilim kesen, kolalı beyaz yakalıklarla okula gidenlerdendim.

İçindekini hiçleştiren, hepimizi aynı tornadan çıkmışçasına “bir”leştiren o üniformaya hapsolmayı hiç sevmedim.

Benim lügatimde “tek tip” demek, “tipsiz” demekti.

Daima “çok tiplilik”i benimsedim.

* * *

Elbette işin felsefesindeki sosyal adalet duygusunu anlıyorum.

Önlüğün yıllar yılı fakir ile zengini eşit göstermekte, çocukların komplekse kapılmasını önlemekte kullanıldığını biliyorum.

Bu çabayı önemsiyorum.

Ama hepimizin gönülsüz içine tıkıldığı o kara formaların, yoksulluğu kamufle etmeye yetmediğini de hatırlıyorum.

Üstüne kaç önlük dikersen dik, fukaralık, pantolonundaki yamadan, üç numara saç tıraşından, kenarları kıvrık metot defterinden ele verir kendini; götürür sınıfın en arka sırasına oturtur seni...

Sabah ekmeği dağıtıp gelmiştir, evde yeterince beslenememiştir ya da babasından dayak yemiştir; o yüzden çabuk kirlenir yoksul çocuklarının kolalı yakaları; silgileri kokmaz, önlüklerinden sökük, pabuçlarından delik, karnelerinden kırık eksik olmaz.

Demem o ki, ne kadar tek formaya hapsetsen de fukaralık, bir yolunu bulur, söyler ailenin gelirini...

Tersinden bakarsanız, sosyal adalet fikriyle giydirilen üniformanın, özünde sınıfsal farklılıkları gizleyen, hatta göz ardı ettiren bir kara battaniyeye dönüştüğü de söylenebilir.

Asıl amaç, yoksulluğu önlükle örtmek yerine, sosyal politikalarla tarihe gömmek olmalıdır.

* * *

“Okullarda kıyafet serbest!” haberini, kara önlükle büyümüş çocuklar adına sevinçle karşılıyorum.

Gösteriş merakı, marka işgali, kıskançlık hali, aşağılanma ihtimali...

Bunlar sınıflarda fiilen zaten vardı. “Bir sınıfın, diğer sınıflar üzerinde tahakkümü” görünür haldeydi. Bazı öğrenci okula beş durak öteden yürüyerek, bazısı makam arabasından inerek geliyordu. Kimisi çantasıyla, kimisi zuladaki cep telefonuyla hava atıyordu.

Herkesi tek tip giydirerek “eşitlik hissi” vermeye çalışmaktansa, çocuklara hayatta kıyafetin değil fikriyatın önemli olduğunu anlatmak ve sınıfta onlara gerçekten eşit davranmak daha önemlidir.

* * *

Eleştirilerime gelince:

Başbakan’ın “Herkes, gücü neye yetiyorsa onu giydirsin” demesi, bahsettiğim sosyal adalet fikrine ve sosyal politikalar meselesine hiç aldırmadığını gösteriyor.

İslamcı basındaki “Yetmez ama evet” yaklaşımı ise, serbest kıyafetin peşinden başörtüsü serbestisi talebinin geleceğini belgeliyor.

Zaten bence, asıl mesele, serbest kıyafete değil, hükümete güvensizlikte:

“Dindar nesil yaratacağız” şiarıyla yola çıkan bir hükümet, “Okulda inkılaplara uygun tek tip forma mecburiyeti kalksın” deyince “Tamam, şimdi türban taktıracaklar” kaygısının yaşanması doğal.

Türban mücadelesi ayrı yapılır.

Ama ben, “Başörtüsü taktıracaklar” korkusuyla önlüğe taraftar olmayacağım gibi, “Önlük yasağı kalkacak” diye de üniversite öncesinde başörtüsünü savunmam.

Pozisyonum başlıktaki gibidir:

Okulda serbest kıyafete evet, türbana hayır!

Hürriyet Gazetesi’nden Yılmaz Özdil’in yazısı

Velev ki önlük Önlüğü çıkardılar.

Aynı önlüğü...

Kızların kafasına taktılar.

*

Serbestlik dedikleri budur.

*

Sokakta yürürken denk gelip gördüğümüzde mesela, ilköğretim öğrencisi olduğunu nasıl anlıyoruz?

Önlüğünden, formasından...

Kimlik’tir önlük. Aidiyet’tir.

*

Kılık kıyafet devrimi’nin, şapka devrimi’nin devamıdır... Peki, niye yapıldı o şapka devrimi? Memur şapka giysin, vatandaş fes-sarık giymesin diye yapıldı. Ama, daha önemlisi, sokağa şöyle bi baktığında “kim devrimden yana, kim değil” ilk bakışta görebilmek için yapıldı...

Ki, şak diye görülüyordu.

*

Türban da böyle bi şeydir.

Sokağa baktığında “kim yana, kim değil” ilk bakışta görüyorsun...

Şak diye.

*

Ve, okullarda önlüğü kaldırıyoruz ayakları, ilkokul yaşındaki kızlarımız üzerinden, devrim’e karşı devrim’dir... 

Ebeveynlerin dünyasındaki senden-benden ayrışmasını, çocukların dünyasına sokma gayretidir.

*

Çünkü, aslında kızlarımızın saçı değildir mesele... Dini siyasete alet eden erkeklerin beyni önlüklü’dür.

*

Bugün safoş bi şekilde, “ay şekerim ne güzel işte, tek tip giyinmeyecekler, isteyen istediği kıyafetle gidecek” diye düşünenler, saçını örüp okula gönderdikleri çocuklarının “anne biz Müslüman değil miyiz, bana niye dinsiz diyorlar, baba biz ateist miyiz” sorularıyla karşılaştığında...

“Tek tip”in feriştahını görür.

*

Netice itibariyle...

Dört artı dört diyorlar.

Ört artı ört’tür!

Hürriyet Gazetesi’nden Yalçın Doğan’ın yazısı

Önlüğü unut, şimdi kıyafet zabıtası

KIYAFET zabıtası okulun kapısında dikiliyor, kız öğrenciye yaklaşıyor, “yavrum, evladım, bu şort şeffaf, bu olmaz, senin vücut hatlarını ortaya çıkartıyor”.

Kız öğrenci yedi yaşında, vücut hattı ne demek diye, arkadaşlarına soruyor, onlar da bilmiyor.

Kıyafet zabıtası okulun kapısında, elinde mezura, kız öğrencinin yırtmacını ölçüyor,  “olmaz yavrum olmaz, bu yırtmaç yönetmeliğe aykırı, üç santim daha kısa, evine git, değiştir”.

Ya da örneğin, Milli Eğitim Bakanlığı Resmi Gazeteye ilan veriyor, “kıyafet zabıtası istihdam edilecektir, kıyafet denetleyecek zabıtaların kıyafetleri de şu ölçülere uygun olmalıdır”.

Türkiye zıvanadan çıkıyor. Dış politikada “komşularla sıfır sorun” derken, komşulara karşı patriot yerleştirme zorunluluğuna nasıl geliyorsak, dizilerden öğrenci kıyafetlerine, kuzu partisinden dokunulmazlığa öyle geliyoruz.

FRANSA’DAN ALDIK

Çocuğu sınıfsal farklılıktan uzak tutmak, o farkın çocuğa yansımasını önlemek, çocuğu psikolojik olarak korumak, öğrenciler arasındaki ekonomik farkı ona hissettirmemek.

Fransa’da 1930’larda “Sol Cephe” bu ilkeden yola çıkarak, ilk ve orta dereceli okullarda öğrenciler için bir formül buluyor:

Önlük. Bütün öğrenciler önlük giyecek. Böylece sınıfsal fark pratikte öğrenciler üstünde etkili olmayacak.

Türkiye bu çözümü benimsiyor, 1936 yılında aynı düşünceden hareketle, önlük uygulamasına geçiyor.

Şimdi başörtüsü uğruna, önlükten vazgeçiliyor, öğrencilerin kılık kıyafetleri serbest bırakılıyor. İlk bakışta olağan, demokratik gibi duruyor, neden olmasın ki, “herkes istediği kıyafeti giyecek”.

HEDEF BAŞÖRTÜSÜ

Oysa, baş ağrıtacak gerekçeler sırada.

1-Bu öğrenci aileleri arasındaki gelir dağılım farkını kabak gibi ortaya koyacak.  “Benim kıyafetim kötü, onun kıyafeti iyi” baskısı, öğrencilerde psikolojik sorun yaratacak. Bu kaçınılmaz. Biri gösterişli giyinmeye özenecek, diğeri boynu bükük, arkadaşını izleyecek.

2-Başörtüsünü dolaylı yoldan uygulamak için AKP yeni bir adım atıyor.  “Din derslerinde başörtü” diyerek, başlayacak uygulama, giderek diğer derslere yansıyacak. Tipik ideolojik bir adım.

3-AKP on yıllık iktidarında, kadınlara verdiği başörtüsü sözünü tutamıyor. Şimdi dolaylı yoldan, din derslerinde başörtüsü üzerinden onları tatmin etmeye çalışıyor.

İslamcılık her değerin üstünde. Onu herkese kabul ettirmek için her yola başvuruluyor. Hayatın her yönüne müdahale olağan hale geliyor. Bunun adına “otoriter rejim” deniyor.

ALO 147: Öğretmeni İhbar Hattı

“OĞLUM senin ders kitabın nerede” diye soruyor öğretmen öğrencisine, öğrenci vaziyeti çoktan kavramış, “fazla uzatma hoca, seni şimdi 147’ye şikayet ederim, gününü görürsün”.

Hayali bir konuşma değil bu, birebir gerçek. 1 Mart’tan bu yana, Milli Eğitim Bakanlığının genelgesi ile “ALO 147” şakır şakır çalışıyor. Öğrenciler ya da aileleri bu hattı arayarak, öğretmenleri şikayet ediyor.

Mart’tan beri öğretmenlerin eli, kolu bağlı. Öğrencilerine bir konuda öğüt vermeye, dersle bağlantılı ceza ya da kırık not vermeye kalktığında, öğrenci acele 147’ye telefon ediyor: “Şu hoca beni sevmiyor, notumu kırıyor”.

İhbarın suyu mu çıkmış, “şu hoca 4+4 hakkında olumsuz konuşuyor, şu hoca çocukları dinden soğutuyor, şu hoca hükümet aleyhinde konuşuyor” şikayetleri üzerine, halen 500’e yakın öğretmene soruşturma açılıyor.

Öğrencilerin hocalarını ihbar ettikleri, öğretmeni öğrencisinden ve onun ailesinden yabancılaştırdığı bir sistem ancak bizim ülkemizde var.

Kıyafet serbestliği ile ilgili akademisyenler ne diyor?

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.