banner
banner
banner

Prof. Dr. Altan: Bırakın çocuklar çocuk kalsın!




Prof. Dr. Mustafa Zülküf Altan / Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi, Kayseri

mustafa_altanOkullar kapandı. Bir akademik yılın daha sonuna gelindi. Bu aynı zamanda yazın geldiğinin bir müjdesidir ve çocuklar için okul kapılarından üç ay uzak durma, oyun oynama, yeni yerler görme, müze, ören yerleri ve hayvanat bahçelerini ziyaret etme, yeni arkadaşlar edinme, hayaller kurma, çevrelerinin kendilerine sunacağı gizemleri, defineleri ve hikâyeleri keşfetme zamanı anlamına geliyor.

Bu senaryo çok az bir grup çocuk için geçerli olabilir ancak pek çok çocuk için tatil, okuldan çok az farklı planlı, programlı, büyükler tarafından yapılandırılmış, sıkı kuralların olduğu, formal öğrenme ortamlarında yetişkinler tarafından gerçekleştirilen ders ve aktivitelerin birinden diğerine koşuşturulmasından başka bir anlama gelmiyor, maalesef.

Önceden planlanmamış, yetişkin ve uzmanlar tarafından gözden geçirilmemiş ve üzerinde çalışılmamış oyunlar ve oyun zamanları, çocukların çocuk olmalarına yani yaratıcı, meraklı kalabilmelerine ve hata yapmaktan korkmamalarına merhamet, özveri ve paylaşma gibi erdemleri kazanma ve geliştirmelerine yardım eden en değerli eğitim ve öğrenme fırsatlarıdır!

Çocukların, bu tür oyunlar ve oyun zamanları ve süresince edindikleri tecrübeler, hayal kurma dâhil, onların kişiliklerinin, bilişsel becerilerinin ve çok daha önemlisi onların duyuşsal becerilerinin yani sağ beyinlerinin gelişmesine katkı sağlar.

okulOkullarımız ve mevcut eğitim sistemimiz aynı zamanda benzer şekilde oluşturulan yaz okulları, kursları ve kampları; yaratıcılığı, risk alabilmeyi, merak etmeyi engelliyor ve yok ediyor. Çünkü bu tür sistemler sol beyin odaklı, rutin ve benzer becerileri sergileyebilen memurlar yetiştirmeye göre tasarlanmıştır. Bu tür aktivitelerde hata yapmaya yer yoktur, çocuklar tıpkı okullardaki gibi birbirleriyle yarış içindedir!

Okullardaki sayısal/sözel zekâ üzerine oturmuş değerlendirme sistemleri üzerine bir de merkezî yapılan yine benzer zekâların kullanıldığı ve tamamen bilgi içeren testler yüzünden çocukların yaratıcılıkları, bireysel farklılıkları, özgünlükleri ve cesaretleri maalesef kırılmaktadır. Böylece bireyler sıradanlaştırılmaktadır (Altan, 2014).

Bu yüzdendir ki bu mevcut sisteme ayak uyduramayanlar başarısız addedilerek sistemin dışına itilmektedir. Başarılı sayılanlar ise zekâ profillerindeki diğer zekâlara göre daha gelişmiş olan sayısal/sözel zekâları ve uzun süreli soru çözmeden kaynaklanan test yetenekleri sayesinde hepsi birbirine benzeyen bireylerden oluşmaktadır! Çünkü sistem bu gruba hitap etmekte ve açıkçası bu tür bireylere açık şekilde destek vermektedir. Yani ciddi bir hile, adaletsizlik ve eşitsizlik söz konusudur! (Altan, 2014).

Zevk alınmıyorsa, yeni şeyler öğrenilmiyorsa, bilim ziyafetine dâhil olunamıyorsa ve öğrenme süreci bir işkence ve eziyete dönüşüyor veya öyle algılanıyor ise burada sadece sol beynin beslendiği, aktivitelerin ve değerlendirmelerin bu yönde yapıldığı bir sistem var demektir. Bu sistemin ürünleri de yine birbirine benzeyen, benzer özelliklere ve düşünce yapısına sahip, standart sınavlarda başarılı olabilen doktorlar, hâkimler, öğretmenler, polisler, imamlar ve memurlardır.

Öğrenme sürecinden zevk alınıyorsa, sürekli öğrenme açlığı ve isteği içinde kalınıyorsa, hata yapma olağan karşılanıyor ve risk alınıyorsa, merak ve istek duygularının coştuğu bir öğrenme ortamı varsa orada sağ beyin besleniyor ve her iki beyin lobu dengeli kullanılıyor demektir. Şimdi okullarımızdaki sınıflarımızı düşünelim? Nasıl bir tablo gözünüzün önüne geliyor? (Altan, 2014)

Başkalarına karşı toleranslı, kültürler arası iletişime açık, ötekileştirmeyen, vicdanlı, ahlaklı, sorumlu ve sürekli ağızlarda pelesenk olan ancak toplumda kabul görmediği bireylerin yaygın davranışlardan belli olan, farklılıkların birer zenginlik olarak görülebilmesi ancak sağ beyne değer verilen ve sağ beynin beslendiği bir eğitim sistemiyle gerçekleşebilecektir (Altan, 2014).

Sezgisel beyin, yani sağ beyin, Allah’ın bir lütfu ve bir armağanıyken; mantıksal beyin, yani sol beyin sadık bir köledir. Köle de sahibi ne derse onu yapar! Ne acıdır ki mevcut eğitim sistemimiz, bizleri birer köle olmaya ve doğuştan bizlere bahşedilen ve daha iyi, daha hoşgörülü, yaratıcı ve adaletli insanlar olabilmemize yardım edecek tarafı göz ardı etmeye ve onu yok saymaya yönlendirmektedir (Altan, 2014).

İnsan elinden çıkmış parklara, ağaçlıklara ve ormanlara bir bakın. Güller, çalılar ve ağaçların hepsinin sıralı olduğunu görürsünüz! Doğal olanlarının ise kendi içinde bir harmonisi olduğunu ama asla askerler gibi sıralanarak dikilmediğini göreceksiniz! Sağ beyni daha gelişmiş ve hâlâ tahribata uğramamış mimarların, peyzaj mimarlarının ve iç dekoratörlerinin elinden çıkmış işlerin neden hep ayrı tutulduğunu veya bu insanlara neden ilgi duyulduğunu anlamak hiç de zor olmasa gerek (Altan, 2014).

Yukarıda izah etmeye çalıştığın tablodan yola çıkarak çocukları yetişkinlerin hazırladığı ve planlı, programlı öğrenme merkezlerinden bari yazın uzak tutalım. Çocukların kendilerinin oluşturduğu ve şekillendirdiği oyunlar ve oyunlar sırasında yaşadıkları çocukların hem hayatta hem de akademik başarılarında önemli bir yer tutan problem çözebilme, idare ve kontrol edebilme, iletişim kurabilme, vazgeçebilme, ödün verebilme, takım çalışması yapabilme gibi yönetim işlevleri dediğimiz temel becerilerinin gelişmesine en büyük katkıyı sağlayan unsurdur. Yönetim işlevleri; organizasyon, uzun süreli planlama, kendine hedef belirleme, düzenleme, girişimci davranabilme, inisiyatif ve risk alabilme ve aktiviteler arasında gidip gelebilme başarısı için kullanılan çok kapsamlı bir tanımdır.

Bu beceriler hem hayatta hem de akademik başarı için çok önemlidir ve maalesef okullarımızda ihmal edilmekte ve çocukların geleceği ipotek altına alınmaktadır. Çocukların bu becerileri kazabilmelerinin yegâne yeri de dışarısı ve kendilerinin oluşturduğu ve bizzat yaşadıkları oyunlardır! Grup çalışmalarındaki başarısızlıkların, uyumsuzlukların, hedef belirleyememenin, öğrenmenin sorumluluğunu alamamanın temelinde de yönetim işlevlerinin yetersiz ve gelişmemiş olması yatmaktadır.

Çocukların kendilerinin geliştirdiği ve organize ettiği hayali oyunlar, kendilerinin seçtikleri kitapları okumaları, kendilerinin seçtikleri aktiviteler ve hedefleri gerçekleştirmeleri,  yetişkinlerin yapılandırdığı dersler, ödevler, spor aktiviteleri ve toplumsal hizmetlerden çok daha fazla gelişimlerine katkıda bulunmaktadır. Kendilerinin sorumluluk aldığı ve organize ettikleri aktiviteler çocukları çok daha mutlu, kendine güvenli, sorumluluk sahibi yapmakta bu durum da kendilerini hayata çok iyi hazırlamaktadır.

Sağ beyin doğuştan olduğu için sağ beynin işlevleri arasında olan merak, yaratıcılık ve oyun oynama gibi işlevler ve bunların doğal sonucu olarak gerçekleştirdikleri aktiviteler çocuklara adeta doğanın bir armağanı gibidir ve çocukların yardımsız olmadıklarını kanıtlar. Çünkü aktiviteler sırasında kendilerine yardımcı olabilecek akranları her zaman yanı başlarındadır. Hataya yer vardır ve hatalar tolere edilmektedir! Akran öğreniminin de en iyi öğrenme şekli olduğu da unutulmamalıdır.

Merak, gerçekten de insanlardaki en yoğun ve temel dürtülerden biridir ve eğitim bu temel nitelik üzerine oturtulmalıdır. Ancak eğitim sistemleri bırakın bunu ön plana çıkarmayı, bu temel davranışı kör hatta yok etmektedir. Meraklı olduğumuzda beynin kimyası değişmekte ve bizlerin daha iyi öğrenmemize ve hatırlamamıza yardım ettiği bilinmesine rağmen çocuklardaki bu doğal nitelik okullar ve yetişkinler tarafından yapılandırılmış benzer oluşumlar süresinde kör ve zamanla yok edilmektedir.

Yetişkinlerden uzak olarak gerçekleştirilen oyunlarda her şeyin kontrolü çocuklardadır. Kendi kararlarını verirler, sorunları çözerler, kuralları yaratır ve onlara uyarlar ve daha önemlisi yetişkinlerin kontrolünde olma veya onlara karşı gelme yerine eşitler arasında bir birleriyle geçinme becerilerini geliştirirler. Bu beceri hayatlarında da kendilerine en çok yarayacak beceri olacaktır. Türkiye toplumu olarak giderek bu niteliklerden nasıl uzaklaştığımız çok açıktır.

Ne yazık ki artık pek çok anaokulunda bile resmi derslere yakın yetişkinler tarafından tasarlanmış, planlanmış öğrenmeye yani sol beyine yönelik bir sürü aktivite hatta dersler bulunmaktadır. Anaokullarından başlayarak eğitim süresince serbest oyun zamanını okullarımızdan kaldırdığımızda çocukların kendi düzenleme becerilerini geliştirememesi ileri de hiç bir şeyin sorumluluğunu da almamalarına sebep olmaktadır.  Bu yüzden de, yemek yemelerinden anneleri, odalarının düzeninden anne veya ablaları, okuldaki başarılarından öğretmenleri, askere gitme ve evlenmelerinden babaları, iş bulmalarından devlet ve iyi bir eşe sahip olmalarından da kader sorumludur (Altan, 2014)

Evde başlayacak, anaokulunda ve dışarıda devam edilecek serbest zaman oyunlarının sıklıkla ve anlamlı yapılmasına olanak verilmesi, çocuğun zekâ profilinin de gelişmesine büyük katkı vereceği açıktır.

Böylesi bir hazırlık süreci, kalabalık sınıflarda öğrencilerden kendi kendilerine yetmelerini, kendilerini yönlendirebilme ve yönetebilme gibi becerileri bekleyen öğretmenlerin de hayali olsa gerek.

Serbest zaman oyunları gibi aktivitelerin yapılması çocukların kaosa sürüklenmeme, kendi başlarına ve grup içinde uyumlu çalışmalarına, bağımsız ve amaçlar doğrultusunda hareket edebilmelerine ve diğer akranları tarafından dikkatleri bozulmadan hedeflerini gerçekleştirebilme becerilerini kazanmalarına yardımcı olmaktadır.

Aileler, çocuklarının yeni eğitim öğretim dönemine çok daha sağlıklı ve hem akademik hem de fiziksel olarak daha iyi girmesini istiyorsa, çocuklarını yetişkinlerin organize ettiği, hazırladığı, yönettiği yaz kursları, kampları, okulları veya formal ders kursları yerine, onların çevrelerindeki çocuklarla oyunlar oynamalarına ve/veya kendi aktivite programlarını düzenlemelerine fırsat vermelidirler.

Bırakın oynasınlar, bırakın kendi hayali krallıklarını kursunlar, bırakın kendi definelerini bulsunlar,  bırakın kendi ejderhalarını öldürsünler, bırakın kendi hastalarını iyileştirsinler, bırakın kendi turnuvalarını tertip etsinler.

Bütün bunları önerirken çevreye zarar vermeden yani insanları ve doğayı rahatsız ve tahrip etmeden yani otokontrollü olmaları gerektiği konusunun da göz ardı edilmemesi gerekir. Çocuktur yapar diye bir şey söz konusu olamaz. Uygun bir dille anlatılır ve gerekli açıklamalar yapılırsa çocukların bu konularda yetişkinlerden daha başarılı oldukları bilinmektedir. Uyarılar yapılırken alçak ses tonuyla konuşulmasına ve uyarılan konuların yetişkinler tarafından yapılmadığına ve ihlal edilmediğinden de emin olunmalıdır.

Bırakın çocuklar çocuk kalsın ve geleceğe hazırlansınlar. Hayatta başarılı olan yetişkinler, çocukluklarını çocukken kaybetmeyip, yetişkinliklerine kadar taşıyabilenlerdir.

Kaynakça

Altan, Mustafa Z. (2015 2. baskı). Türkiye’nin Eğitim Çıkmazı girişimci öğretim girişimci           öğretmen. PEGEM,            Ankara.

 

 

 

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.