banner
banner
banner

Eğitimde bir dönemin sonuna doğru…




rol Gözen - İMİ Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı

erol_gozenİnsanoğlu yüzbinlerce yıl avcı-toplayıcılık, 10,000 yıl kadar tarım, 200-250 yıl kadar da sanayi ve teknoloji devrimi derken son 30-40 yıldır Sanayi 4.0 evresiyle siber fiziksel sistemler ve bilişim teknolojileri gelişiminde müthiş bir değişim hızına ulaştı. Artık tüm dünyada bilim, teknoloji, üretim ve yaşam biçimleri bu yeni evre üzerinden kuruluyor. Yeni iş alanları, yepyeni meslekler, iş yapış şekilleri ve iş dünyası beklentileri oluştu, daha da oluşacak. Artık hangi meslek seçilirse seçilsin hangi dalda uzmanlaşılırsa uzmanlaşılsın, Sanayi 4.0 gereksinimlerinin mesleklerini evireceği,önümüzdeki on yılların mesleklerinin bunlar üzerine kurulacağı ve gelişeceği öngörülüyor. Şimdi var olanbirçok mesleğin de bu yüzden yok olması bekleniyor. Çok da uzak olmayan zamanlarda Akıllı Robotlar, İnsansız Teknoloji evresi olan Sanayi 5.0 gelecek. Sonrası Sanayi 6.0, Sanayi 7.0 ve dahası... Gelecekte e-posta ile yemek ısmarlayıp yazıcıdan yemeğin çıkarılıp yenilebileceğinden söz ediliyor. Evet, gerçek üstü görünüyor, kullanılır ya da kullanılmaz bilemiyoruz ama kuşkusuz yapılabilir olacak… Belki de bunların hepsi bugün eğitim alan çocuk ve gençlerimizin yaşam süreleri içine sığacak.Bu gelişmeler içinde bizim gençlerimiz hangi konumda yer alacak? Hangi nitelikle hangi amaçla nerede bulunacaklar? Yaşam ne getirirse ona mı razı olacaklar? Hangi meslek ve eğitim kanalını seçerlerse geleceğin değişimlerine hazır olacaklar?

Gençler bunu nereden bilsin? Okullar da bilemez.Bu soruların cevabını tabii ki yönetim sorumluluğuyla ekonomiyi, yatırımları, iş ve işgücünü, eğitimi planlayan, eğitim sistemini oluşturma veya değiştirme gücü olan siyasi iktidarlar verecek. Değişimlere hızla uyarlanacak şekilde gözden geçirme ve uygulamalar yapacak, gençleri mezun olduklarında iş gücüne katacak. Eğitimin gelişimini en az 30-40 yıl ileriye bakarak dünyada teknolojinin değişimine koşut götürecek… Aksi takdirde az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülke sınıflandırmasının ötesine geçemeyeceğiz.Kişi başı 8-12 bin dolar arası milli gelir ile orta sınıf tuzağında çırpınmayı sürdüreceğiz.Microsoft’un değeri dünyanın 19. ekonomisi olan 85 milyon nüfuslu Türkiye’nin yıllık gelirinin üç katı. Tesla bir yıllığa eşdeğer. Dünya almış başını gidiyor. Keşiflerle başladığı farkı reform, Rönesans ve sanayi devrimiyle pekiştirmiş Sanayi 2.0/3.0/4.0’la da giderek açıyor.
Artık attığınız her adımda yoruma açık hantal, tutucu mevzuatlarlaeğitimdegelecek dönemleri yönetmek mümkün değil. Sınav başarısından oluşan eskimiş, üretim ve işgücü planlaması ile koşut yürümeyen, işlevi olamayan eğitim sistemlerinin sonuna doğru geliyoruz. Eğitim; ekonomi, sanayi, teknoloji, yüksek teknoloji, işgücü, bilişim, sanat, spor, sosyokültürel yapı ile birlikte tasarlanmadıkça maalesef bir şey ifade etmiyor. Eğitim artık ülkenin geleceği, moda deyimle bir beka konusu. Biz elimizde olanı, ulusal tarih ve kültürümüzü üzerine titreyerek çocuklarımıza anlatıyoruz. Ya elimizde olmayanı? Yüksek teknolojiyi, yapay zekâyı, arttırılmış gerçekliği, evrensel sanatı, sporu? Gelişmiş ülkelerin alıp başını gittiği dijital dünyayı? İnovasyonu?

Sınav esaretinden acil kurtulmalıyız
Eğitim öğretim, yaşam başarısı için bir araç. Oysa biz ne yapıyoruz?Bakanlığıyla, okuluyla, velisiyle, öğrencisiyle yıllardır sınav başarısını yaşam başarısına endekslemiş öylece sürüklenip gidiyoruz. İş, sorulara doğru cevap vermek, bir üst seviyeye geçmekle bitmiyor. Bunun evrensel yaşama ilişkin değerleri, tutumları, becerileri, kişisel gelişimi var. Küresel farkındalığı, sanatı var, sporu var. Edebiyatı, iyi öğrenilmiş yabancı dili, gelişmiş dijital okuryazarlığı, medya okuryazarlığı, yaratıcılığı var. Hadi temel ve ulusal değerleri anaokulu ve ilkokulda kazandırdık diyelim. Diğerleri ne olacak? Evet, bunların çoğu müfredatımızda var. Ancak okullarımızda var mı? Sınav sorusu çözmekten bunlara sıra geliyor mu? Hangisi sınavda başarılı olmak kadar önemseniyor? Kendimizi kandırmayalım.Sınavlar bir sektör oluşturmaktan da öte ülkedeki tüm eğitim öğretim dünyasını esir almış, sınav başarısı havucuyla yaratılan müthiş bir pasta oluşturmuş durumda. Etüt merkezi, kurs adı altında dershaneler,kayıt dışı özel dersler, resmi/özel tüm okullar. Nereden bakarsanız bakın sınav odaklı bir öğretim işin merkezinde.Kör bir talep, üç maymunu oynayan bir arz var. Çünkü en kolay, en ucuz başarı, rekabet vepazarlama aracı bu. Özel okullar at yarışı sonucu açıklar gibi sınav sonuçları açıklamalarla pastadan pay alma peşinde. İş MEM ile ahbap çavuş ilişkisi içinde sınavın ertesi günü “resmi olmayan sonuçlara göre birinciyiz”e kadar gitmiş durumda. Üç beş okulun bulunduğu bir yerleşim merkezinde o okul birinciyim, diğeri şampiyonum, bir diğeri ortalamaların birincisiyim, en birinciyim, en başarılıyım söylemleriyle ön sırada yer alan birkaç öğrenciye ait başarıyı kullanarakrekabet ediyor. Köklü, saygın olarak bilinen bir okulumuzise “en az bir dersten en fazla yüzde şu kadar yanlış, bu kadar tam”vb. ifadelerle akla ziyan anlaşılmaz başarı(!) öykülerine reklam ve ilanlarında yer veriyor. Ama marka. İstatistikleri istediğiniz gibi eğip büküpsadece bilgi vermenin ötesine geçerek istediğiniz söylemi çıkartabilirsiniz. Aynı yolla gerçekleri ve gerekçeleri de ustaca saklayabilirsiniz. Mantık, merak ve sorgulama yolunu tercih etmeyen insanlarımız bu haksız rekabetin değirmenine su taşır nasıl olsa.Özel okulların eğitim ve öğretimi maalesef bu pasta ve pastadan pay alma üzerine şekillenmiş durumda.Eğitime ve okullara “koş vatandaş koş, gel en iyisi burada” işportacı jargonunu kullanmak gerçekten yakışmıyor. Okullar bu avamlıktan vazgeçmeli. Resmi ya da özel, Türkiye’de okullara, öğretmenlere layık oldukları ağırbaşlı, eğitimci kimliğini, donanımını geri kazandırmak gerek.
YKS’ye bakalım… Dünyanın en büyük ekonomilerinden ve sanayi teknoloji ülkelerinden 83 milyon nüfuslu Almanya’da yükseköğrenimde 2,75 milyon öğrenci var. Nüfusa oranı %3.1, her 30 kişiden biri. 8,650,000 nüfuslu İsviçrede bu sayı yaklaşık 260,000 öğrenci. Nüfusa oranı %3, her 33 kişiden biri. Nüfusu 85 milyon olan Türkiye’de ise 8 milyon. Nüfusa oranı %9.41. Her 10.5 kişiden biri yükseköğrenimde. Bunda bir yanlışlık, bir gariplik yok mu? Nedir bunun itici gücü, alt bileşenleri? Bizim daha büyük sanayimiz mi var?Mezunlara iş alanı yarattık da çalışan mı bulamıyoruz? Yüksek teknoloji ihracatımız mı daha yüksek? Ar-Ge’ye daha mı fazla bütçe ayırıyoruz? İşletmelerimiz, şirketlerimiz dünyaya mı taşıyor da bu kadar her işin yükseköğrenimini görene ihtiyacımız var? Sadece sosyolojik nedenler deyip geçmeli miyiz? Yoksa siyasetin ülkenin geleceğini planlamasıyla ilgili bir sorun mu var? Akademisyen yeterliği, bilimsel makale, makalelere atıf sayılarından söz etmeye bile gerek yok. İran listelerde bizden daha yukarıda. Nedeni her neyse ortada bir sorun var ve bu sorun giderek bir çıkmaza giriyor. Yükseköğrenim kurumlarımız lisenin hallicesinden öte geçemiyor. Tabi liseden de öğrenci ortaokul seviyesinde geliyor. Bu, milletçe hep birlikte sürdürdüğümüz bir gaflet uykusudur. STK’larıyla, Bakanlığıyla uyanmak, siyasi iktidarı ısrarla uyarmak gerekiyor.
Eğitimde siyasi iktidarın, ülkeyi çağdaş uygarlıklar düzeyine getirecek kaliteyi ve evrensel eğitim vermeyi, uzaktan, yüz yüze, hibrid ne olursa olsun yeniden acilen tasarlamasının tam zamanı. Yoksa dünya almış başını gidiyor. Yakalayamazsak işimiz zor, geleceğimiz üçüncü dünya.

Yeni okul kurgusu… Yeni parametreler…
Okullar artık Liseye ve Yüksek Öğrenime geçiş sınavlarının birincil öneminin giderek azalacağı, yerine beceri ve tutum eğitimlerinin öne çıkartılacağı, dünyaya bütünleşmiş bilgi ve zihniyetlerin yetiştirileceğimekânlar olmak durumunda. Salgınla çocuk ve gençlerin evde dört duvar arasına kapanmaları, sınav başarısı hezeyanından, şartlanmışlıktan ötürü bir türlü öne çıkartmadığımız bir gerçeği en başta gençlerimize ve ailelerine fark ettirdi. Sosyalleşme... Okulların etkin bir çocukluk, ergenlik ve gençlik sosyalleşme ve gelişme alanı olduğu belirgin olarak açığa çıktı. Yaparak, yaşayarak öğrenmenin, sosyal alanlarda akran öğrenmelerinin, öğretmen yönlendirmelerinin önemini herkesin aklına yerleştirdi. Bu gelişmenin beraberinde yeni talepler ve okul tasarımları oluşma olasılığı yüksek.Talepler okullarda değişimin itici gücü olacak. Bu da akademik, felsefe, edebiyat, sanat, spor yanında, yaşama dair kişisel gelişimin de etkin olarak sağlanacağı daha fazla sayıda tematik sınıflar, kapalı ve açık alanlar, tasarım beceri atölyeleri, matematik ve fen bilimleri ve bilişim laboratuvarları demek. Bu da bugünlerde sıklıkla dile getirildiği gibi hibrid bir eğitimle yapılabilecek. Beklentimiz belki bir miktar evde olmak dışında tamamı gerekli dersler için sınıfta kısa sürelerde ama yoğun teorik eğitim, uygulamalarda tam anlama sağlayacak pekiştirme,evdede ön okumalar ve proje araştırmaları.Dijital dünya, bilişim teknolojileri ve robotiğin buralarda özel bir yeri olacak. Genişlemeye ve çeşitlendirmeye yeri olan okullar, kampüsler daha değerlenecek, öne çıkacak.

Tek tip müfredatın yerini ne alacak? Okullar bu dönüşüme nasıl ayak uyduracak?
Ekonomik gelişmiş dünyada daha fazla yer alabilmek için tek tip müfredat değişmek zorunda. IB Bakalorya sistemi bunun için çok uygun bir örnek. Sürekli gelişen canlı bir müfredat. Birçok ülkeden dünyaya nitelikli iş, düşünce ve tasarım gücü yetiştiren bir sistem. Uygulandığı ülkelerde ulusal müfredatın varlığını benimsiyor. Olabildiğince de uluslararası zihniyeteyönelik, dünya siyaseti ve ekonomisinden haberdar eden, farklı kültürlere saygıyı, sosyal sorumluluk duygusunu, düşünmeyi, sorgulamayı, kişinin çevresini değiştirmesini yücelten programlar uyguluyor. İngilizce olmazsa olmazı. Diğer taraftan tek tip, zorunlu müfredatı yoğun olan ülkelerde –ki Türkiye bu kategoride- benzer programlar pek uygulanamıyor. Uygulansa da ideal sonucu almaktan uzak kalıyor.Bu nedenle Türkiye’debenzer, özgün programlarla ölçme ve değerlendirme parametreleri farklı, yerel-evrensel dengesinde inisiyatif kullanabilecek, alt yapısınıkendi müfredatına göre oluşturacak okullara esneklik sağlayıp alan açmakta büyük yarar var. O zaman öğrenci de okulaisteyerek gidecek. Sıkılmak, bezmek, yerine okulu keyif alacağı, eğlenirken ve sosyalleşirken öğreneceği bir yer olarak benimseyecek. Okul yönetimleri de eğitim başarısına odaklanacak.
Hakkını vermek gerek, MEB 2023 vizyonu alt bileşenleri ile birlikte bu yönde bir planlamaydı. Tabi yeterli düzeyde İngilizce eğitimi ile birlikte olursa. Ne yazık ki uygulamaya konamadı.

Yeni Okul’un beceri kriterleri neler olacak?
İnternet bir devri hızla sona erdiriyor. Üniversiteler kilise ve manastır kütüphanelerinin bilgi tekelini sonlandırmıştı.İnternet de üniversitelerin bilgi tekelini sonlandırıyor. Artık işverenler diplomayı birinci önemde görmüyor. En bilgili, en zeki kişiyi aramıyor. Beceri, tutum ve eylem gücünün yüksekliğini öne çıkarıyor. İyi bir eğitim seviyesini tabii ki gözetiyor ancak işe özgü bilginin çeşitli yollardan ya da biraz zaman harcayarak işletme içinde edinilebileceğini düşünüyor. Birçok işverensosyal beceriler, duygusal zekâ, takım çalışması, iletişim, zaman yönetimi becerilerine sahip, yaratıcı ve uluslararası zihniyetle düşünebilen vizyoner adayları daha şanslı görüyor. Bunun farkında olmak ve eğitim modellerini buna göre değiştirmek gerekiyor.Hızına yetişemediğimiz dijital dönüşümü de yüksek önemde tutarak. Bu değişimler yeni okulun değerler skalasında sınav başarısını da giderekönemsiz hale getirecek. Bu gelişim çok da uzak değil. Sadece okullar değil anne babaların da bu değişimi öngörmeleri, çocuklarını“sosyal beceriler, düşünme, özyönetim, araştırma ve iletişim becerileri” kazandıracak kurumlara yönlendirmeliler.

Gelenek mi Gelecek mi? Yerel mi Evrensel mi?
Kültürümüzün günlük yaşama ait, bize özgü iyi, bireysel ve toplumsal kaliteyi yücelten yanlarını ayrı tutuyorum. Sermaye birikimi, girişimciliğe kolaylık, finansmana ulaşım, hukuk, teknoloji, spor, sanat, sosyal ahlak, kolektif yaşam becerileri,doğruluk, dürüstlük, insan hakları, ifade özgürlüğü konularında gelişmiş ülkeleri takip etmek gerekiyor. Onların eğitim alt ve üst yapılarını iyi incelemek gerekiyor. Aslında inceleniyor da. Ama önemli olan istek, stratejibelirleme ve uygulama. Yüksek teknoloji ve ağır sanayii yakalamaya odaklı düşünebilen bir siyasi iradeyle, üzerinde siyasi iradenin tahakküm kurmadığıbir eğitim sistemi ve uygulamalarından geçiyor. Ülke yönetimini üstlenen siyasi irade her iki hal için de kararlı olmadığı sürece bunun kendiliğinden olması mümkün değil. Bu gerçekleşmediği sürece de Türkiye okullarındaverimi yüksek bir yerel-evrensel uyumundan söz etmek gereksiz. Kurulu düzene devam. Bunun istisnaları bireysel çabalarıyla dünyayı değiştirmeye çalışan ve sayıları giderek azalan idealist müdür, öğretmenler ve evrenselin bilincini yakalayan öğrenciler. Bir de yerel-evrensel dengesini eğitsel amaçlı uygulamaya koyan idealist özel okullar. Bunlar Türkiye’yi taşımaya, geleceğini oluşturmaya yeter mi? Tabii ki yetmez. Uygulama ülke eğitim stratejisinin bir parçası ve bütünsel olmak zorunda.Okullara düşen de eğitim verdikleri her alanda fen, matematik, sanat, spor hangisi olursa olsun her yıl her bir dalda araştırmacı, ağırlıklı olarak İngilizcesi yeterli, bilgili, evrensel olana yüksek seviyelerden girmeye hazır en azından birkaç bilim insanı adayı çıkartabilmek, altyapısını buna göre düzenlemek olmalı.

Yeni Okul’da teknoloji uygulamalarının kapsam ve sınırları neler olacak?
Sanayi 4.0 ne diyorsa o. Dediği de muhteşem üçlü; “sensör(elektronik) – yazılım (bilişim) – mekanik (mühendislik)”bileşimleri ürünler. Yapay zekâ, artırılmış gerçeklik, nesnelerin interneti, giyilebilir teknoloji vb. Okullar bu konuda yükseköğrenime hazırlık alanları olarak tasarlanmalı. Okul öncesi akıl oyunlarından lisedeki teknoloji tasarım atölyelerine kadar. Göstermelik değil gerçek. Mekânıyla, bütçesiyle, materyal ve donanımlarıyla, öğretmenleriyle. 5 yaşındaki çocuğun önüne koyduğunuz renkli küplerden, tangramlardan lisede kendi tasarımlarını, basit robot/makine/yazılımlarını üretmeye kadar her aşama bütünsel oluşturulmalı. Dünyada daha yapay zekâya el atılmamış tasarlanamamış yüzbinlerce konu/ürün var. Hepsi tasarlanmayı ve üretimi bekliyor.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.