banner
banner
banner

Türkçe öğretmenim sayesinde oyunculuğa yöneldim




‘Hayat Bilgisi’ dizisinde "Var mısın Arif" olarak tanıdığımız oyuncu Ümit Erdim, sonrasında rol aldığı diziler, sunduğu ve katıldığı yarışma programlarındaki başarısı ve sempatik tavırlarıyla milyonların sevgisini kazandı.

Eğitim hayatının disiplinsiz tavırları ve derslerdeki başarısızlığı sebebiyle kötü geçtiğini belirten Ümit Erdim, okuldaki yıldızı sadece tiyatro faaliyetlerinde parlayınca Türkçe öğretmeninin yönlendirmesiyle oyunculuk serüveninin başladığını söylüyor.

Sizi ilk olarak Hayat Bilgisi dizisinde Var mısın Arif olarak tanıdık. 11 yıldır ekranlardasınız, bugüne kadar birçok başarılı işe imza attınız. Ümit Erdim’i daha yakından tanıyabilir miyiz?

29 yaşındayım. İzmit’te doğdum, büyüdüm. 18 yaşımı doldurmadan ‘Hayat Bilgisi’ dizisinde rol almaya başladım. Ama onun öncesinde tiyatro geçmişim de vardı. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’ndaydım. Oranın tiyatro okulunda yetiştim. Bütün ergenlik dönemim tiyatroda geçti.

Çocukluğunuz nasıl geçti? Nasıl bir ailede büyüdünüz?

33 yıllık ilkokul öğretmeni bir anne ile işçi emeklisi bir babanın çocuğuyum. Üç kardeşiz, iki ağabeyim var. Güzel bir çocukluk geçirdim ama her çocuk gibi yaramazdım. Küçük ağabeyim ile aram hiç yoktu mesela. Ergenlik dönemime kadar ondan çok dayak yedim. Şimdi ise en iyi arkadaşım oldu.

Annem, babam ve büyük ağabeyim İzmit’te yaşıyorlar, küçük ağabeyim Gebze’de oturuyor. Bende fırsat buldukça gidiyorum yanlarına. Dağılmamış, birbirine bağlı bir aile yapımız var.

Eğitim hayatınızdan bahseder misiniz? Hangi okullarda okudunuz? 

Eğitim hayatım 50.Yıl İlkokulu’nda başladı. İlkokuldan sonra Anadolu Lisesi sınavına girdim ve Derince Anadolu Lisesi’ni kazandım. Ancak Lise 1’in birinci döneminden sonra oradan ayrılmak zorunda kaldım ve bir düz lise olan Atılım Lisesi’nde bitirdim liseyi. İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nı ikinci senemde bıraktım. Dolayısıyla tiyatroda bir eğitimim olduğu için okullu, diplomam olmadığı için de alaylı sayılıyorum.

Konservatuvarı bırakma sebebiniz neydi? İş yoğunluğundan dolayı mı bıraktınız?

O, iş yoğunluğu bahane edilerek bırakılacak bir şey değildi. Kendi isteğimle bıraktım. Dediğim gibi çocukluktan beri okulla aram hiç iyi olmadı.

Okul hayatını mı sevmiyordunuz?

Okulu sevmemek değil. Okulu aksine seviyordum ama dikkat bozukluğu, okulda duramama gibi sıkıntılarım vardı.

İlk girişte mi kazanmıştınız konservatuvarı?

Evet, ilk girişte kazandım. İkinci senemde bıraktım. Dolayısıyla şu an lise mezunuyum.

Şu an bir pişmanlık duyuyor musunuz? Üniversite okumayı düşünüyor musunuz?

Düşünmüyorum galiba. Bazen “Bir üniversite diplomam olsaydı” diyorum. Ama gelin görün ki bugüne kadar meslek hayatımda kimse bana “Diploman var mı?” diye sormadı. Bu yüzden çokta gerekmediği için bu düşüncemden vazgeçiyorum.

LİSEDE EN İYİ ARKADAŞIM RESİM ÖĞRETMENİMDİ

Eğitim hayatınızda unutamadığınız, sizde iz bırakan bir öğretmenleriniz var mıydı?

Unutamadığım iki tane öğretmenim var. Bunlardan biri, Derince Anadolu Lisesi’ndeki resim öğretmenim Füsun Hoca… Lisedeyken en iyi arkadaşım oydu.  Hem okul hem de okul dışında görüşürdük. Halen de kendisiyle görüşürüm. 

Bir diğeri de lisedeki tarih öğretmenim Orhan Hoca... Onunla da çok iyi anlaşırdık. Severdi beni, ben de onu severdim. Eğitim hayatım boyunca öğretmenlerimle bir problemim olmadı zaten hiç benim.

En sevdiğiniz dersler hangileriydi?

Tarihi severdim, zaten sözel öğrencisiydim. Kilolu olmama rağmen beden eğitimi dersiyle de aram iyiydi.

OYUNCU OLMAYA ÇOCUKKEN KARAR VERDİM

Oyunculuğa nasıl yöneldiniz?

Türkçe öğretmenim sayesinde oyunculuğa yöneldim. Biraz problemli bir öğrenciydim, disiplinsiz tavırlarım vardı. Derslerim de çok iyi değildi. Sadece okulun tiyatro faaliyetlerinde çok başarılıydım. Bu başarımı Türkçe öğretmenim fark etmiş ve annemi bir gün okula çağırıp “Bu çocuğu tiyatroya yönlendirin, dersleri çok kötü” demiş. Annem bu duruma çok seviniyor ve beni hemen Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları’nın tiyatro okuluna kaydediyor.

Tam olarak tiyatroya ilginiz hangi yaşlarda başladı?

İlk kez 13 yaşında tanıştım tiyatroyla. Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu’nun sınavına girdim ve kazandım. Liseden üniversiteye kadar hep ordaydım. Birçok repertuar oyununda rol aldım. Mesela bir sezon boyunca Shakespeare’in ‘Bir Yaz Gecesi Rüyası’ isimli oyununun çocuk versiyonunda oynadım. Şu an başarılı bir şekilde mesleğimi yapabiliyorsam, tamamen orada atılan temeller sayesindedir. 

İlk kez sahneye çıktığınızda neler hissetmiştiniz?

İlk kez sahneye çıktığımda heyecanlanmıştım. Çok garip duyguydu benim için. Yüzlerce insanın aynı anda bana bakması ve o esnada bir şeyler yapmaya çalışmam, oldukça stresliydi. Ama bu durumu çabuk atlattım. Bunda çocuk yaşta bu deneyimi yaşamamın büyük etkisi var. Bu yaşımda sahneye çıkıyor olsaydım, herhalde çok fazla heyecanlanırdım. İyi ki erken yaşta sahne tozunu yutmuşum. Oyunculukta az da olsa başarılıysam, çocuk yaşta başlamam sayesindedir.

Oyuncu olamasaydınız hangi mesleği yapmak isterdiniz?

Oyuncu olmasaydım otomobillerle ilgili bir meslek yapardım.  O kadar çok seviyorum yani. Belki birinin makam şoförü olurdum.

PERRAN KUTMAN İLE ÇALIŞMAK BÜYÜK ŞANSTI

Tiyatrodan ekranlara geçişiniz nasıl oldu?

İzmit’ten bir arkadaşımın vasıtasıyla İstanbul’da bir ajansa kaydoldum. Sonrasında Hayat Bilgisi’ne dahil oldum ve bugünlere geldim.

Hayat Bilgisi’nden sonra hayatınızda neler değişti?  İnsanlar tarafından tanınıyor olmak nasıl bir duyguydu?

Benim için o hadise 10 hafta sürdü. 10. haftadan sonra bugünkü rutin hayatıma döndüm. İlk hafta tabii bir algılama süreci, bir şaşırma durumu oldu. “Sokakta yürürken hiç tanımadığım insanlar, neden yolumu kesip, benimle konuşuyorlar?” diyordum. Perran Kutman’ın desteğiyle anladım zamanla konuyu. Oyunculuğun profesyonel bir iş olduğunu anlattı bana.

Hayatınızda rol modelim dediğiniz, örnek aldığınız kişiler kimler?

Televizyon hayatına ilk ‘Hayat Bilgisi’dizisiyle adım attım. Ve bu kadar toy ve tecrübesizken Perran Kutman’ın yanına düşmek, benim için büyük bir şanstı. Sahne çekerken Perran Hanım öyle bir bakardı ki, gerçekten duvara da öyle baksa duvar bile dile gelirdi. Onunla 3,5 sene karşılıklı oynamak müthiş şeyler kattı bana. Her şeyden önce set disiplini, iş ortamı ne demek onları öğrendim.

Hayat Bilgisi’nden sonra da çok kıymetli sanatçılarla çalıştım. Selena’da Hakan Altıner ile, Cuma’ya Kalsa’da Haluk Bilginer ile çalıştım. Benzemez Kimse Sana’da Seyfi Dursunoğlu ile de bir mesaim oldu. Bu ustaların yanında hiçbir şey yapmasan da bir şey öğrenirsin zaten. O yüzden çok mutluyum. İnşallah tekrar onlarla çalışabilirim.

Bir dönem Pasaport yarışmasında sunuculuk yapmıştınız. Tekrardan sunuculuk yapmayı düşünüyor musunuz? Teklifler geliyor mu?

Evet, sunuculuk teklifleri geliyor. Birkaç program için teklif aldım. Hızlı karar verip, hata yapmak istemiyorum. Pasaport’taki enerjiyi yakalayabileceğim bir teklif gelirse kabul edeceğim.

BABAM İLE KARŞILIKLI OYNAMAK ÇOK ZORDU

Ailenizde sizden başka oyunculukla ilgilenen kişiler var mı?

Annem tiyatro yapmak istemiş ama yeteneksiz olduğu için almamışlar. Büyük ağabeyim Gölcük’te donanmada çalışıyor, küçük ağabeyim ise mühendis. Benden başka kimse oyunculukla ilgilenmedi yani... Ama babam bir bölüm Doksanlar’da oynadı. Küçük bir sahne çektik beraber anı olsun diye.

Babanızın oyunculuğunu nasıl buldunuz?

Babam gayet başarılıydı. Çok rahat bir şekilde gelip, sahneyi çekti. Babamın bu işi yapabileceğine inanıyordum zaten. İşin tuhaf tarafı ben yanında oynayamadım. Çünkü babamla oynama fikrine çok uzağım, babam bir oyuncu değil. Benim için oldukça zor geçen bir sahneydi.

OYUNCULUK YÜKSEK ÖZGÜVEN GEREKTİRİYOR

Oyunculukta eğitim şart mı?

Eğitim almadan da oyuncu olunur. Kişi eğer yetenekliyse oyuncu olur. Olmaz diye bir şey yok. İşte çok eğitir insanı. Bunu bana Haluk Bilginer söylemişti. Haluk Ağabey’le sette ilk tanıştığımda biraz gerildim. Çünkü okulu bırakan bir adamım. Onun yanında bu yüzden kasılmıştım, bana okulu sorar mı diye. Korktuğum çok geçmeden başıma geldi ve bana sordu. “Sen hangi okulu bitirdin?” dedi. Biraz kekeledim o an. “Bıraktım” dedim. Sonra bana şu sözleri söylemişti: “İş eğitir, çalıştıkça öğreneceksin. Bu yüzden çokta üzülme, takıma bu konuya. Sen çalışmaya devam et.” Bende öyle yapıyorum. Her yeni işte yeni şeyler öğreniyorum.

Bir oyuncu hangi özelliklere sahip olmalı? Oyuncu olmak isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?

Oyunculuk her şeyden önce yüksek özgüven gerektiriyor. Kendine güvensizliği çok kaldıran bir şey değil. Kendinle barışık olman lazım… Aynı zamanda hem kendin olup, hem de kendinden uzaklaşman gerekiyor. Bu yüzden de kendi duygularını ve insanların duygularını iyi bilmelisin. Daha önce tecrübe etmediğin ve asla tecrübe etmeyeceğin duyguları da tahlil etmek gerekiyor. Dolayısıyla kendini ve insanları tanımak, yüksek özgüven ve insanlarla ilişki kurabilmek önemli oyunculukta…

Boş zamanlarınızda neler yaparsınız? Neler izlersiniz?

Şu an bütün zamanımı motor sporlarına harcıyorum. Kalan zamanlarımda CrossFit sporu yapıyorum.

Film izlemem çok fazla. Sıkılırım çünkü. Hayatımda izlediğim film sayısı 30’dur. Film izlemeden de mesleğimi yapabiliyorum.

Ara ara üniversite söyleşilerine de gidiyorsunuz. Değil mi?

Evet. Üniversite söyleşilerinden çok keyif alıyorum. Üniversitelilerlebir arada olmak çok güzel. Bir kere çok gerçek bir şey. Gerçek insanlarla, gerçek şeyleri konuşuyorum. Bana sorulmayan şeyler soruluyor. Üniversite salonlarından çok düşünerek çıktığım  zamanlar oldu.

RALLİ YAPMAK İSTANBUL TRAFİĞİNE ÇIKMAKTAN DAHA GÜVENLİ

Ralli sporuna ilginiz  ne zaman ve nasıl başladı?

2002 yılından beri, yani yaklaşık 12 senedir ilgileniyorum ralliyle. Kocaeli ve Antalya rallisinin organizasyon kısmında arkadaşımla beraber gönüllü olarak çalışmaya başladık. Hakemlik, gözetmenlik yaptık. Ara sıra da arabaların peşinden koşturup seslerini dinlerdik. O zamandan bugüne devam eden bir hastalık ralli benim için.

Geçen sene itibariyle arabayı da kullanmaya başladım. Türkiye Ralli Şampiyonası’nı arabamla kovalıyorum. Tabii büyük başarılar beklenemez benden. Çünkü daha öğrenme aşamasındayım, tecrübe kazanıyorum. Şu an için başarılı olup olmamakta umrumda değil. Çocukluk hayalimi yapıyorum, o heyecanı yaşıyorum. Benim için de asıl önemli olan bu.

İlk kez sahneye çıktığımda heyecanlanmıştım. Çok garip duyguydu benim için. Yüzlerce insanın aynı anda bana bakması ve o esnada bir şeyler yapmaya çalışmam oldukça stresliydi. Ama bu durumu çabuk atlattım. Bunda çocuk yaşta bu deneyimi yaşamamın büyük etkisi var. Bu yaşımda sahneye çıkıyor olsaydım, herhalde çok fazla heyecanlanırdım. İyi ki erken yaşta sahne tozunu yutmuşum.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.