banner
banner
banner

YKS’deki belirsizlikleri fırsata dönüştürmek mümkün




Salim Ünsal - Kültür Eğitim Kurumları Eğitim ve Rehberlik Direktörü

salim_unsalHer yeni sistemin teorik olarak pek çok belirsizliği beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Bundan önceki irili ufaklı tüm sistem değişikliklerinde bu belirsizliklerin yansımalarını hem sınav, hem de tercih sürecinde çoğu kez gördük. Ancak aynı belirsizlikler sadece bir adayı ya da bir aday grubunu değil de tüm aday kitlesini ilgilendiriyorsa bu aslında sistem açısından krizin fırsata dönüşmesi için önemli sebeplerden biri.
Sınav deneyimini önceden yaşamış olmakla ilk kez bu deneyimi yaşayacak olanlar açısından bu yıl bir deneyim denkliği söz konusu olacak. En azından sınavın yapısal özelliklerine ilişkin büyük belirsizlikler bizi beklemiyor. Artık değişmez ise sınavın tarihini biliyoruz, ne kadar süreceğini ve hangi oturumlarda uygulanacağını, hangi derslerden kaç soru çıkacağını ve bunların konu dağılımlarının genel olarak neler olabileceğini biliyor ya da tahmin ediyoruz. Sadece soruların zorluk veya kolaylık derecesine dair net bir bilgimiz yok. Bir de hesaplanacak puan türlerini bilmemize rağmen bu puan spektrumunun neresinde yer alacağımıza dair temel bir belirsizlik var. Esas stres ve kaygı yaratan da puan ve sıra olarak alacağımız pozisyon ve bunların tercihlerde hangi referansla, nasıl kullanılacak olması.
İşte krizin fırsata dönüştüğü yer de burası olacak. Sistem değişikliğinin olduğu yıllarda geniş bir aralıktan liste oluşturan ve doğru tercihler yapabilen adayların, sistemin oturduğu yıllarda yerleşmekte zorlanacakları ve kapasitelerinin çok üstünde olan programlara yerleşebilme şanslarının olması muhtemel.
Şu an için adaylara en net tavsiyem şu ki; sınavın sonucuna odaklanmayı sınavın bittiği tarihe ertelemeleri. 2 Temmuz itibariyle sonuca ve tercih sürecine odaklanabilirler ama 2 Temmuz öncesi sınav performansının ötesinde bir odaklanmaya girmeleri gereksiz. Sorular daha az olduğu için her bir yanlış çok puan kaybettirecekken, her bir doğru da çok ama çok puan kazandıracak, unutmayın!
Yıl içinde TYT’ye ilişkin örnek sorular yayınlandı. Aynı zamanda TYT’nin örneği olabilecek nitelikte Milli Savunma Üniversitesi Sınavı uygulandı. AYT için ise böyle bir çalışmaya gerek duyulmadı. Buradan da anlıyoruz ki; TYT önceki sistemin YGS’sinden bir miktar farklı olacak ama AYT, önceki sistemin LYS’sine soru nitelikleri bakımından çok benzeyecek.
Yayınlanan çalışmada gördük ki, en radikal değişim TYT Temel Matematik testinde. Türkçe testinde de soru dağılımları itibariyle bir miktar farklılaşma var. Fen ve Sosyal bilimler neredeyse YGS’nin aynısı. İşte adayların burada en çok Matematik testlerine yabancılık çekmemesi, hazırlık sürecinde bu sorunu aşmaları gerekiyor.
Biz TYT’nin yorum ve akıl yürütmeye çok dayalı olacağını, AYT’nin ise salt bilgiden fazlasıyla istifade edeceğini tahmin ediyoruz. Adayların farklı nitelik ve özelliklere sahip (kolay, zor, fantastik gibi) testler çözerek sürecin her türlü olasılığına zihnen hazır olmaları gerekiyor. 30 Haziran sınavında “kahretsin! Bu soru da nereden çıktı?” dememeli hiçbir aday.
Bir de tüm sınav test yöntemine göre yapılacak, açık uçlu soru olmayacak. Bu yöntemi geliştirici, hız kazandırıcı, okuma ve anlama yeteneğini güçlendirici, yorgunluk ve stres altında doğru cevap verebilme direncini artırıcı egzersizleri sıklaştırmaları gerekiyor gençlerin. Bunu salt test çözerek de değil, bir sınav simülasyonu ile yapabilmeleri daha yararlı olacak.
Bedenin biyolojik saatini da sınava hazır hale getirmek gerekiyor. Turlama tekniği, eleme yöntemi vs. gibi sınava ilişkin bilindik pek çok taktiği burada tek tek sıralama gereği duymuyorum. Zira çoğu aday bunları zaten biliyor ve sıklıkla kullanıyor.
Öte yandan puanlama bakımından da önemli bir sınav. Eğer bir sistemde soru sayısı azalıyor ama puanlar aynı skalada hesaplanıyorsa 1 soru daha değerli olacak. Aday psikolojisi hep “1 yanlış yaparsam çok puan kaybedeceğim, çok!” şeklinde. Ama aynı adayın 1 doğru yaptığında da çok ama çok puan kazanacağını unutmaması gerekiyor. Bu nedenle yanlışa daha az düşmek adına sınav anında dikkatli olunmalı. Dikkati canlı tutacak eylemleri hem sınav öncesinde hem de sınav anında yapmak çok önemli. Beslenme, dinlenme ve uyku düzenine mutlaka dikkat edilmeli, ilaç desteği almadan her aday doğal haliyle sınava girmeli, alınacaksa da hekim gözetiminde bu işler yapılmalı.
TYT nispeten 9 ve 10. Sınıf konularının imbiklendiği bir sınav olacak. Belki 11 veya 12. Sınıfın ortak derslerinden de az da olsa soru gelebilir ama bu olasılık yüksek değil. Bu nedenle adayların lisenin ilk kademesine ilişkin ortak derslerin mantığını, kurgusunu, bilgisini iyi tahlil etmeleri gerekiyor. Artık şu dönem itibariyle TYT konularının bitmiş, halledilmiş olduğunu umuyoruz. Belki haziran ayı itibariyle şöyle üzerinden hızlıca bir geçilebilir.
Sınavın bir hafta ötelenmesi hazırlık sürecini artırmak açısından bir fırsat yaratmışa benziyor. Ancak baharın ve beraberinde rehavetin bedene düşmesi, bir de sınav bir hafta ötelenince bunu bir tembellik fırsatına dönüştürme riski de yok değil, aman dikkat!
Beklentisi olan, hedefi olan bir aday için bu süreç asla tembelliği kaldıracak bir süreç değil. Elbette 7/24 masa başında ders çalışmayacaksınız. Bu yöntem insani de değil, pedagojiye uygun da değil. Elbette bir sosyal varlık olarak toplum içine çıkmalı, bir fizyolojik varlık olarak temel ihtiyaçlarınızı gidermeye zaman ayırmalısınız. Ama bunu bir plan ve program doğrultusunda yapmanız çok önemli…
25 yıldır bu süreci adaylarla birebir yaşayan biri olarak şunu gözlemledim. Son düzlükte depara kalkanlar yarışı hep önde bitiriyorlar. Şu içinde bulunduğumuz günler ise işte bu son düzlük. Bütün eksiklerin tamamlanacağı, ince ayarların yapılacağı yegâne dönem…
4 Periyotluk bir basket maçının son periyodu ne kadar belirleyici ise işte adaylar açısından da sürecin kalan bu son 2 ayı, bir basket müsabakasının 4. Periyodu gibi nitelenebilir. Üçlüğü bol olan bir periyoda dönüştürmek sizin elinizde. Son saniyede o altın vuruşu da sınavda yapabilmek mümkün olacak.
Anne babaların sürece latent katılımlarının olmasını bekliyoruz. Sürecin asli aktörleri her zaman aday öğrenciler. Anne babaların mümkün mertebe öğrencinin performansından daha üstte bir beklentiye girmemeleri gerekiyor. Öğrenciden hiçbir beklentiye girmesinler demiyorum ama en azından bunu tavır ve davranışları ile çocuğa sürekli hissettirmek özellikle bu dönemde aday öğrencinin kaygısını artırır.
“Sana güveniyorum, sen başarırsın…” gibi gizli şartlı destek içeren motivasyon cümleleri bazen yerini bulmayabilir hatta kaygıyı daha da artırabilir. Tam tersine umursamaz gibi görünmek de çocuğun “kendimi kanıtlasam da değer verecek bir çevrem olmayacak sanki” kaygısına düşmesine yol açabilir.
Yerine göre sürece ilişkin şeylerden konuşmak ve genel olarak tarafsız kalabilmeyi başarmak veliler için iyi bir yöntem olacaktır. Sınava ve sonucuna endeksli bir bakış açısı çocuğa zarar verir. Özellikle sınav sonucuna dayalı ödül ve cezaların şu günlerde gündemi işgal etmemesi gerekiyor.
Hedefi olan bir çocuk veya genç için sınav sonrasında kazanılan statüden daha büyük bir ödül olmayacaktır.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.