banner
banner
banner

Hamza Aydoğdu: Önemli olan ekonomi değerli olan eğitimdir




Genel Müdürü Hamza Aydoğdu, “Biri önemlidir. Diğeri değerlidir. Önemli olan ekonomi, değerli olan ise eğitimdir. Eğitim bu kadar saygın ve değerli olmasına rağmen neden ruh olarak hayatımıza, yaşantımıza yansımıyor. Bunu hep birlikte düşünmeliyiz, irdelemeliyiz.” diye konuşuyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nda en uzun süre görevde bulunan bürokrat olarak bir rekora da imza atan Aydoğdu ile, öğretmenliğin dünü, bugünü ve geleceğini konuştuk.

hamza_aydogduMEB Personel Genel Müdürlüğü’nden bahsedebilir misiniz? Görev ve sorumluluk alanlarınız neleri kapsıyor?

Sözlerime önce bu memleketin farklı coğrafyalarında hizmet ederken eğitim ordusuna gönül vermiş ve şehit olmuş öğretmenlerimize Cenabı Allah’tan rahmet dileyerek başlamak istiyorum. Bugün sağlıklı ve güzel bir ortamda hayatımızı idame ediyorsak, mutlu bir aile tablosu çiziyorsak öncelikle bunu onlara borçluyuz. Kendilerini rahmet ve minnetle anıyoruz. 

Cumhuriyet tarihi boyunca farklı isimlerle anılan genel müdürlüğümüzün tarihçesine bir göz atalım isterseniz; “Sicil ve Memurin Dairesi” olarak 1928 yılında isimlendirilen genel müdürlüğümüz daha sonra “Zat İşleri Müdürlüğü” ismiyle anılmıştır. Sırasıyla “Özlük İşleri Genel Müdürlüğü, Personel Genel Müdürlüğü, İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü” şeklinde zaman tünelinde aynı görevleri yapması kaydıyla farklı isimlendirmeler mevzubahis olmuştur. 

Son olarak yakın zamanda “Cumhurbaşkanlığımızın Bir Nolu Kararnamesinde; “Personel Genel Müdürlüğü” şeklinde düzenlenmiştir. Genel Müdürlüğümüz bünyesinde sekiz daire başkanlığı mevcuttur. Personel Genel Müdürlüğünün görev ve yetkileri arasında; Bakanlığın personel politikası ve planlaması ile personel sisteminin geliştirilmesi konusunda çalışmalar yapmak, Bakanlık personelinin atama, nakil, terfi, emeklilik ve benzeri özlük işlemlerini yürütmek, eğitim planını hazırlamak, eğitim faaliyetleri ile ilgili dokümantasyon, yayım ve arşiv hizmetlerini yürütmek gibi görev alanları mevcuttur. 

Milli Eğitim Bakanlığı bünyesinde Bir milyonu aşan bir öğretmen ordusunun yöneticisi olarak görev yapıyorsunuz. Öncelikle bu görevin sorumluluğu sizi nasıl etkiliyor? 

Şimdi sormuş olduğunuz soru ile aslında “görev” kavramından bahsederken bana büyük bir “sorumluluk” yüklemiş oldunuz. Çünkü görevin olduğu her yerde ifade edilmesi gereken mutlak bir sorumluluktan bahsetmemiz mümkündür. Beni nasıl etkiliyor sorusuna gelecek olursak; sanırım benden hislerimi birkaç cümle ile ifade etmemi istiyorsunuz. Lakin şunu diyeyim; kitaplar dolusu ifadeler dahi duygularımı dışa vurmakta yetersiz kalır. Bir defa hayatınızın her aşamasında büyük bir misyon yüklenmiş oluyorsunuz. Bazı şeyleri görmemezlikten gelme, sumen altı etme, zamana yayma veya düşünmeme gibi bir lüksümüz yok. Problemlere anında müdahale etme, problemi yerinde çözme becerinizin aktif halde olması gerekiyor. Hitap etmiş olduğunuz insanların beklentilerinin ötesinde bu durum doğrudan sizin hayatınıza da etki eden bir süreç. Her şeyden önce olaylara bir aile mefhumu çerçevesinde bakmanız icap ediyor. Tıpkı ailenin fertleri gibi farklı alanlarda hizmet eden kocaman büyük bir ailenin parçası olduğunuz gerçeği göz önündedir. Ve siz ailenizi korumak, ailenize sahip çıkmak, aile problemlerini istişare kültürü ile çözmek mecburiyetindesiniz. 

hamza_aydogdu

Ailenin her ferdi bu görev ve sorumluluk bilinci ile hareket edip bu temel yaklaşım çerçevesinde kalbî bir hissiyata sahip olursa; gerçek aile dediğimiz olgunun varlığına ulaşmış oluruz. Ailenin bir bireyi rahatsızlık duyarsa, bir derdi olursa bunun tüm aile fertlerine yansımaması düşünülemez. Bir bedenin azaları gibi topyekûn düşünmek zorundayız… Bir milyonu aşkın personelin bulunduğu kocaman bir sevgi ailesinden bahsediyoruz. Muhabbet ve fedakârlık temeline oturtulmuş bir sevgi ailesi... Bu ailenin bir parçası ve temel unsuru olan yaygın ve örgün eğitimdeki 28 milyonu aşkın öğrencimizi de dahil ettiğimizde karşımıza dinamik, heyecanlı devasa bir eğitim ailesi çıkmaktadır.
Bugün Birleşmiş Milletlere üye 193 ülke bulunmaktadır. Ülkemizi temsilen sadece 30 milyona yakın büyük bir aile olduğumuzu düşünürsek; 143 dünya ülkesinin nüfusundan daha büyük, kocaman bir eğitim ordusunun varlığı gün gibi aşikârdır. Şimdi böyle bir ailenin Ferdi olmak düşünün omuzlarınıza nasıl bir yük yüklüyor. 
Geceler boyu rahat uyumak sizce mümkün olabilir mi? Böyle kadirşinas ve muhterem bir ailenin ferdi olmak Cenabı Allah’ın bize nasip ettiği büyük bir nimettir diye düşünüyorum. Her nimetin mutlak surette bir külfeti olacaktır. Hamdolsun, bu felsefe ile hareket ederek yolumuza devam ediyoruz, gecemizi gündüzümüze katıyoruz, tek sermayemizin çalışmak olduğunu biliyoruz. Çalışmak ve gayret etmek dışında hiçbir çaremiz yoktur...
Siz de iş yaşamına öğretmen olarak başladınız. O ilk yıllara dönersek öğretmenlik sizin için neyi ifade ediyordu? Sizi öğretmen olmaya yönelten sebepler neler? Bu mesleği seçmeniz bilinçli bir tercihin mi sonucu oldu? Tercihinizle ilgili bugün ne düşünüyorsunuz?
Evet sorunuzda ifade ettiğiniz gibi iş hayatıma öğretmen olarak başladım. Her zaman şunu düşünüyorum, bu Allah’ın bana bir lütfu’dur. Öğretmen olmak herkese nasip olmaz. Bir şeyler öğretmek, öğretirken öğrenmek aslında hayat yolculuğuna çıkmanın farklı bir tanımıdır. 
Öğretmenlik benim için taze beyinlere hitap etmek, yaşam zincirine yepyeni heyecanlar katmak, olay ve olgulara farklı bir nazarla bakmak demektir. Öteki olanı görmek, farklı olana saygı duymak, insan olgusuna insanî nazarla bakmanın diğer adı öğretmenliktir. Dünyaya yeniden gelsem tekrar öğretmen olmak isterdim. Bu, benim yaşam boyu edinmiş olduğum en büyük kazanımım. 
Beni öğretmen olmaya yönelten sebepler arasında aile büyüklerimin katkısı yadsınamaz. Rahmetli dedem bana okuma alışkanlığı kazandırırken aslında çok iyi bir öğretmen olmuştu, hep onu örnek aldım. Öğretmenlik mesleğine mazide kalan hoş hatıraların dışavurumu şeklinde gönül yoluyla bağlanmış olmamın tesiri mevcuttur... Öğretmenlik mesleğini tercihim ile ilgili bugün şöyle düşünüyorum; Cenabı Allah sevdiği kullarına öğretmen olma nimetini bahşeder. Bilinçli olan bu tercihimle ilgili zerre kadar bir pişmanlığım veya farklı bir meslek olsaydı şeklinde düşüncem hiç olmadı. Durumumdan son derece memnunum. Öğretmen olmak bana ayrıcalıklı bir insan olma yetisi kazandırmıştır şeklinde düşünüyorum… 
Hayatı bir öğrenme yolculuğu şeklinde yorumluyorum… Farklı duraklarda nefes alırız, ihtiyaç molası vermek için bekleriz kimi zaman. Lakin eninde sonunda mutlak menzile varılan meşakkatli ve verimli bir yolculuk söz konusudur. Bu yolculuk esnasında iyi bir rehber olma görevini üstlenen öğretmen olma gayreti beni her zaman zinde tutmuş, yolumu aydınlatma konusunda bana kılavuz olmuştur… 
Öğretmenlik mesleğinin dünü ve bugününe şahitlik ettiniz. Öncelikle öğretmenlik bir meslek midir size göre? Dünden bugüne öğretmenliğin değişen ve değişmeyen yönleri nelerdir?
Resmî olarak mevzuata baktığınız zaman öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir. Ancak hayatta öğrendiğimiz birçok şeyi annemizden, babamızdan, diğer aile büyüklerimizden kısacası örnek aldığımız insanlardan öğreniyoruz.Bir atasözümüzü hatırlatmak isterim. “Yedisinde ne ise yetmişinde de odur.” Yani biz davranışlarımızın çoğunu hiç öğretmen görmeden edindik. Bizim zamanımızda bugünkü olduğu gibi okul öncesi eğitim kurumları yok denebilecek kadar azdı. Dolayısıyla davranışlarımızın çoğunu yedi yaşına kadar hiç öğretmenle karşılaşmadan annemizden, babamızdan, diğer aile büyüklerimizden ve çevremizdeki diğer insanlardan edinmiş olurduk.
Öğretmenliğin dünden bugüne değişen ve değişmeyen yönleri hususuna gelince oldukça detaylı bir konudur. Teknik bilgi ve beceri, mesleki yeterlilik, tavır, tutum ve davranış başlıkları altında detaylı bir araştırmanın yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda kitap ya da kitaplar yazılabilir. Ancak geçmiş yıllardaki öğretmenler, öğrencilerine, velilerine, çalışma arkadaşlarına kısacası çevresine daha yoğun insani duygularla yaklaşıp çözüm üretmeye çalışan bir profile sahiptiler. Günümüz öğretmenleri ise teknolojinin gelişmesiyle daha soyut yaklaşımlar sergilemektedir. Bu durum “zamanın ruhu” adını verdiğimiz farklı bir kavram ile karşımıza çıkmaktadır. Her gerçeği kendi dönemindeki şartlar içerisinde değerlendirmek daha doğru olur kanaatindeyim. Bugünkü öğretmenlerimiz her türlü teknik bilgi ve donanımının katkısı ile büyük bir fedakârlık göstererek mesleklerini icra etmeye çalışıyorlar. Bu durum aslında ülkemizin büyük bir gücüdür şeklinde düşünüyorum. Zira “Bilgi Güçtür.” Elinizde bulundurmanız gereken yegâne unsur bilginin varlığı olmalıdır. 
Genel olarak eğitimciler okulun temel taşı olarak öğretmenleri gösterirler, toplumda da böyle bir anlayışın hâkim olduğunu gözlemliyoruz. Öğretmene biçilen bu rol doğru mudur? 
Öğretmen, fırtınalı bir havada geminin yanaşabileceği en güvenli liman, şefkat elini her yere uzatan, en kutsal mesleği icra eden en iyi insandır. Teknolojik olarak eğitimi oluşturan ögelere baktığımızda; eğitim ortamları, ders materyalleri ve insan ana unsurlar olarak ortaya çıkmaktadır.
Eğitimde insan unsurunu ise öğretmen, öğrenci, veli, servis şoförü, yardımcı hizmetler sınıfı vb. oluşturmaktadır. Bunların tamamını eğitim alanında iyi bir harmoni içerisinde işe koşacak ana unsur öğretmendir.
Siz eğitim ortamı olarak dünyanın en güzel okullarını, dersliklerini ve laboratuvarlarını inşa edebilirsiniz. Aynı şekilde dünyanın en güzel kitaplarını ve diğer ders materyallerini üretebilir ya da satın alabilirsiniz. Bunların tamamını işe koşacak bir başka deyişle işe yaramasını sağlayacak ana unsur öğretmendir. Yani siz öğretmenleri iyi yetiştiremezseniz eğitimdeki diğer ögelerde ne yaparsanız yapın istediğiniz sonucu elde etmeniz çokta mümkün olmayacaktır. Asıl olan “İnsan” mefhumuna biçtiğimiz değerdir. İnsanı insan yapan temel paradigmalar çerçevesinde olaylara veya sistemlere insani bakış açısı kazandırmak mecburiyetindeyiz. Aksi takdirde iyi inşa edilmiş gayesiz binalar, her türlü araç ve gereçle tezyin edilmiş boş sınıflar, ruhsuz ve duygusuz duvarlar, fikri ve gayesi olmayan kitap yığınları bizi anlamsız nazarlarla bekliyor olacaktır… 
ÖĞRETMENLİKTE MESAİ KAVRAMI YOKTUR
Öğretmenliğin bir fedakârlık mesleği olduğu söylenir. Bu yaygın anlayış size neyi ifade ediyor? Bu bakışın temellenmesinin sebepleri nelerdir?
Öğretmenliğin fedakârlık mesleği olduğu tespiti çok doğrudur. Çeşitli vesilelerle ziyaretimize gelen ya da bizim ziyaret ettiğimiz okullardaki öğretmenleri dinlediğimizde duyduğumuz şeyler para karşılığında yapılacak şeyler değildir.
Çoğu meslekte olduğu gibi öğretmenlik mesleğinde mesai saatleri kavramı pek de yoktur. Bir veliniz öğrencisinin bir sorunu ile ilgili ya da doğrudan bir öğrenciniz bir sorunu ile ilgili resmî olarak tanımlanmış mesai saatleri dışında sizi arayabilir size ulaşabilir. Sizden alanınızla ilgili bir sorunun çözümünü isteyebildiği gibi ailesiyle ya da öğrencisiyle paylaşamadığı konularda sizden yardım isteyebilir.
Z KUŞAĞI VE ÖĞRETMENLER
Teknolojinin ön plana çıktığı günümüz koşullarında öğretmenlik mesleği de farklılaşıyor mu? Bugün fiili olarak öğretmenlik yapsanız neleri ön planda tutardınız?
Muhakkak ki teknolojinin gelişmesi her meslekte olduğu gibi öğretmenlerin de kendilerini geliştirme zorunluluğunu ortaya çıkarmaktadır. Bundan 10 yıl öncesine kadar bazı derslerde tepegöz kullanılırken kısa bir zaman öncesine kadar bilgisayar ve projeksiyon cihazları kullanılmakta idi. Günümüzde ise artık sınıflarda akıllı tahtalar ve tabletler kullanılmaktadır.
21. yüzyılın en önemli buluşlarından biri olarak bilinen internet birçok alanda değişimi, gelişimi zorunlu kıldığı gibi öğretmenlik mesleğinde de birçok yeniliği ortaya çıkarmaktadır.
Günümüzde eğitim alanlarındaki bilim insanlarınca gençler Z kuşağı olarak sınıflandırılmaktadır. Z kuşağının profiline baktığımızda ise;
 İnterneti online oksijen olarak görüyorlar,
 Emir komutayı sevmiyorlar, gönül komutayı seviyorlar,
 İhtiyaçlarına göre değil, duygularına göre yaşıyorlar,
 Yüksek teknolojiye uyumlu ve entegreler,
 Sanal hayattalar (Facebook-Twitter-İnstagram-Snapchat-Whisper-Secret),
 Farklı kültürlerle hemen entegre olabiliyorlar,
 Herkesten daha çok kendilerine değer verilmesini bekliyorlar!
 Kendilerini eğitebiliyor ve bilgiye nasıl ulaşacaklarını iyi biliyor,
 Bu kuşak olgun, işini bilen ve özgüven sahibi bireylerden oluşuyor,
 %33’ü dersleri online izliyor,
 %20’si ders kitaplarını tabletlerden okuyor, 
 %32’si sınıf arkadaşlarıyla beraber online olarak ders çalışıyor, 
 %52’si sosyal medyayı ve Youtube’u ödev ve araştırmaları için kullanıyor, 
 %76’sı hobilerinin tam zamanlı işleri olmasını arzuluyor,
 %70’i bir gün kendi işini kuracağına inanıyor. 
 %60’ı mesleğinin dünyayı etkilemesini arzuluyor. 
 %76’sı insanlığın dünyaya etkileri konusuyla ilgileniyor. 
 %41’i okul dışında bilgisayar başında 3 saatten uzun zaman geçiriyor. 
 Dünyada bir fark yaratmak istiyor. 
Sonuç olarak böyle bir kuşağı eğitmek, rehberlik etmek ve yönlendirmek zorundasınız. Bunları yapabilmek için öğretmen olarak siz daha iyi olmak zorundasınız. Aksi takdirde kendilerini anlamayan, dünyalarına nüfuz etmeyen, onların yaşadığı çerçeveden uzak bir birey olarak kalmaya devam edersiniz…
Size ulaşan öğretmen şikâyetlerini ya da memnuniyetlerini incelediğinizde, ana başlıklar olarak neler söyleyebilirsiniz?
Öncelikle sanal ortamda ve yüz yüze görüşme taleplerine imkânım ölçüsünde olumlu cevap vermenin gayreti ve çabası içerisindeyim. Bununla birlikte böyle büyük bir aileye hizmet veren bir mensup olarak çok değişik taleplerle karşılaşmaktayım. Yer değişikliği, ilk atama, atanma, görev unvan değişikliği, eğitim sistemine yönelik şikâyet, değişiklik veya öneri talepleri son zamanlarda en çok 2018 – 2019 KPSS puanları ile ilgili sorular geliyor.

EĞİTİM NEDEN RUH OLARAK HAYATIMIZA YANSIMIYOR?
Bugüne kadar eğitimde politika oluşturmak amacıyla binlerce bilirkişinin katılımıyla 19 Millî Eğitim Şurası, onlarca çalıştay, panel, seminer vb. gerçekleştirilmiştir. Ülkemiz eğitim sistemiyle ile ilgili olarak birçok husus konuşulmuş, tartışılmış, yazılmıştır.
Günümüzde şu iki konunun önemle üzerinde durulmaktadır. Biri önemlidir. Diğeri değerlidir. Önemli olan ekonomi, değerli olan ise eğitimdir. Eğitim bu kadar saygın ve değerli olmasına rağmen neden ruh olarak hayatımıza, yaşantımıza yansımıyor. Bunu hep birlikte düşünmeliyiz, irdelemeliyiz.
Gelişmiş olmayı sadece ekonomik seviye atlamak olarak düşünmek çokta doğru değildir. Bugün gelişmiş olarak nitelendirdiğimiz birçok ülkeden yaşam standardı olarak daha iyi durumdayız. Bundan sonra yapmamız gereken kişi hak ve özgürlükleri bakımından daha iyi seviyelere gelmek olmalıdır. Bunun da temelini her şeyin temelinde olduğu gibi eğitim oluşturmaktadır.
Sonuç olarak insanın yüreğine dokunmayan, insan olma hasletlerini bünyesinde barındırmayan hiçbir eğitim sistemi, hiçbir yönetim organizasyonu payidar olma sonucuna ulaşamaz. İnsanı temel alan, kalbe işleyen ve muhabbet kaynaklı bir sistemin özleminde ve çabasında olmak mecburiyetindeyiz. Öğretmen bu gaye ile yola çıkmak üzere ise başarıyı er ya da geç elde edecektir. Bu aziz meslek; maddenin ötesine geçmek ve mana dünyasına tesir etmek suretiyle şahlanıp arzu edilen neticeyi doğuracaktır.

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.