banner
banner

Eğitimle öğrenim üstüne




Çetin altan'ın bugünkü eğitim yazısı
 Bir ülkenin kalkınması eğitim sorunudur... Sahi mi? Emin misiniz?

Bunu, Hazine’den geçinmeli, okuduktan sonra eğitilmiş olduklarını sanan, makam sahibi kravatlılar da uydurmuş olabilir.

Bir ülkenin kalkınması eğitim sorunu değildir.

Eğitim demek, kazanılan paranın nasıl harcanacağını farkına varmadan- bilmek demek.

Geri kalmış ülkelerde ve hatta, artık geri kalmışlık kefenini yırtmakta olan Türkiye’de, paranın nasıl harcanabileceğini bilen adam sayısı çok az.

Zıt bir laf...

Genel bir iddia:

-Benim param olsa, bak ben nasıl bilirdim onu harcamayı...

Oysa parayı harcamasını bilmenin, parayı kazanmaktan çok daha zor olduğu söylenir.

İnanın zordur da...

Parayı harcamasını bilmek, kuşaklar boyu bir eğitim ister.

Paranın en iyi nasıl harcanabileceğini, insana ailesi ve çevresi öğretebilir ancak.

Ne kadarımızın ailesi ve çevresi, para harcama düzeyine varabilmiştir ki, ayrıca bir de paranın en iyi nasıl harcanabileceğini öğretsin bize?

Doğru dürüst mayonezli bir levrek yiyebilmek için, sanıyor musunuz ki, taze kazanılmış milyarlar yeterlidir?

Beyaz şarapla, balıktan sonra ne yiyeceğiz?

Ve hangi şarabı içeceğiz onunla?

Bunlar, kızdırıcı laflar...

Türkiye’de konuşulmasına alışılmamış laflar...

Ama eğitim, bu tür konuları kapsar.

Türkiye’nin insanı, parayı nasıl harcayacağını değil, nasıl kazanacağını öğrenmek istiyor.

Parayı nasıl harcayacağını bilse, nasıl kazanacağını da zaten öğrenirdi.

Paranın harcanma düzeyine dönük bir eğitilmişlik, paranın nasıl kazanılacağını da dansa kaldıran bir kavalye.

Ve para eğitimle değil, öğrenimle kazanılabiliyor.

Okullar para kazanmak için gerekli donanımları sağlamaya yarar. Buna da eğitim değil, öğrenim deniliyor.

Yani efendim, okullar sayesinde, parayı kazanmak için gerekli donanımlara sahip oluruz.

Ailemizle çevremizden bize yansıyan eğitim sayesinde de, o kazandığımız parayı en zevkli ve verimli bir biçimde nasıl harcayacağımızı da; birilerine özenmeden, otomatik olarak biliriz.

Türkiye’nin sorunu eğitim midir, öğrenim midir? Yoksa her ikisi mi?

Yani biz hem parayı kazanmasını, hem de harcamasını çağdaş ölçeklere göre biliyor muyuz, bilmiyor muyuz?

Hemen hemen hiç tartışılmayan bir konudur bu...

Eğitim, yani çevre ve aile; kişiyi, kırk katlı bir baklavanın ince hamurları gibi, kendi fırınlarından geçirir usulca...

Öğrenim ise fırının nasıl yakılacağını, baklava hamurunun nasıl tutulacağını... Yani paranın nasıl kazanılacağını enjekte eder kuşaklara...

Şans, fırsat, açıkgözlük...

“Yolunu bulan buluyor” inançları...

İnanın fasaryadır.

Bir Harvard mezunu, dünyanın her yerinde kendisine yetecek parayı kazanır.

Yemekten sonra hangi marka konyakla, hangi marka puronun “naçiz vücudunun” keyfine gittiğini de bilir.

Onların öğrenimleri, eğitimleriyle az çok eşit.

Bizdeki on çocuklu garibanın, gariban oluşu; ne bir eğitim sorunu, ne de bir öğrenim sorunu...

Bu, insan malzemesindeki kaliteyi arttıramama sorunu.

Nasıl artar?

Kadınların bu konuları içlerine sindirmesiyle artabilir, insan malzemesindeki kalite...

Onlar annelerdir.

Onlar doğurur ve yoğurur insan malzemesini...

Ama, 38 milyon kadından en az 15 milyonu, dönmeceli olarak her gün erkek dayağı yiyorsa...

Orada ne para kazanmasını, ne de harcamasını bilen çıkar sağlamına...

Türkiye’nin sorunu eğitimdir.

Yapmayın yahu...

Türkiye’nin sorunu, en az 15 milyon kadına her gün sopa atılması...

(milliyet) 


YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.