banner
banner
banner

Özel okul sektöründe ‘ETİK ZEKA’ ön plana çıkmalı




Eğitimde 30 yılı aşkın tecrübesini YÖM Okulları’na taşıyarak özgün bir marka oluşturan Matematik Öğretmeni Kayhan Karlı, “YÖM mutfağında oluşturduğumuz felsefe ve standartların uygulamaya dönüştüğünde çocuklar için yaratabileceği pozitif etkiyi ete kemiğe büründürmek, bir öğrenme ekosistemi bizi çok heyecanlandırdı. İşte bu tatlı heyecanın adı YÖM Okulları!” diye konuştu. Karlı ile kurumun dünden bugüne gelişimini ve öze okul sektöründe yaşanan dönüşümün kodlarını konuştuk. 

kayhan_karliYÖM Okulları’nın kuruluşu ve dünden bugüne gelişim sürecinden bahsedebilir misiniz?
YÖM Okulları, 2013 yılında GKB A.Ş. çatısı altında kurulan Yenilikçi Öğrenme Merkezi’nin (YÖM) eğitim adına ürettiği tüm çalışmaların bütünsel olarak uygulandığı okullardır. YÖM, bir eğitim danışmanlık merkezi olarak, tüm Türkiye’deki öğretmenlerin eğitim yaşantılarına katkı sağlayan mesleki gelişim süreçleri yapılandırıyor, okulların ise kendi eğitim programlarını daha nitelikli hale getirmeleri için danışmanlık hizmeti sunuyor.
YÖM çatısı altında tasarlanan ve akreditasyon uygulamaları farklı okullarda devam eden BOYEP | Beceri Odaklı YÖM Eğitim Programı, özellikle içinde bulunduğumuz yüzyılın gerektirdiği becerilerle ilgili kapsamlı bir alan taraması ve araştırma süreçlerinin sonucunda ortaya koyulan yaşam becerilerini odağa alarak oluşturuldu. Yaşayan ve sürekli gelişen bir eğitim programı olan BOYEP, YÖM’ün eğitim ekosistemine sunduğu bütün nitelikli hizmetlerin bir araya gelmesinin sonucu olarak tasarlandı. BOYEP, dengeli bir müfredat yapısıyla çocukların hem sosyal ve duygusal, hem de bilişsel alandaki gelişimini destekleyecek gerçekçi bir yapıya sahip bir “eğitim programı çerçevesidir”.
Başlangıç noktamız YÖM iken, BOYEP’in itici gücünü arkamızda hissettiğimizde, bir hayal kurduk. YÖM mutfağında geliştirdiğimiz eğitimleri çocuklarla buluşturacağımız okulları hayata geçirme hayali… Oluşturduğumuz felsefe ve standartların uygulamaya dönüştüğünde çocuklar için yaratabileceği pozitif etkiyi ete kemiğe büründürmek, bir öğrenme ekosistemi bizi çok heyecanlandırdı. İşte bu tatlı heyecanın adı YÖM Okulları! 2017’de Göztepe’de başladık. Ataşehir ve İzmir Yerleşkelerimizle de ailemizi büyüttük.
 

YÖM’E GÖRE OKUL BİR EKOSİSTEMDİR

YÖM Okulları’nın eğitim anlayışı nasıl oluşturuldu? Nasıl bir eğitim sistemi uyguluyorsunuz? Kurumlarınızı diğer eğitim kurumlarından farklı kılan özellikler nelerdir?

Yenilikçi Öğrenme Okulları anlayış ve felsefe olarak temelde; “Çocuk için anlamlı olan nedir?” sorusuyla yola çıkar ve bu soruya çocuk yanlısı olarak verilen tüm cevapları anlayış olarak benimser. Çocukları bireysel olarak kendi varoluşları, doğumdan itibaren yanlarında getirdikleri mizaçları ve dünyadaki eşsizlikleriyle kabul eder. Bu doğrultuda tüm öğrenme yaşantılarını; çocukların fiziksel, zihinsel ve duygusal potansiyellerini, ihtiyaçlarını görüp bunları kabul ederek oluşturur.
YÖM Okulları’na göre öğrenme sadece bir araç değil, aynı zamanda insanın yaşam yolcuğunun değişmez bir gelişim mekanizmasıdır. Çünkü insanın en doğal ve yaşamsal içgüdülerinden biridir öğrenme. Bundan dolayı öğrenmeyi çerçevelemek, mekân ve şartlarla sınırlandırmak yerine, içinde bulunduğu bireylerin en doğal haliyle kendi öğrenme sürecini kurgulayabildiği, farklı tercih, ilgi ve yönelimlere alan açan bir “ekosistem olma” anlayışını benimser. Ayrıca YÖM’e göre; okul sadece çocukların öğrenmesinden sorumlu bir yapı değildir. Tüm bireylerin öğrendiği, geliştiği bir ekosistemdir. Böylelikle, öğreten ve öğretilen kişi hiyerarşisi yerine herkesin birbirinden öğrendiği bir deneyim ortamı oluşturur. Yani “öğrenme” YÖM Okulları’nın ekosisteminde solunan havaya sinmiş bir yaşantı dinamiğidir.
Bütün bu felsefe ve anlayışı uygulamaya geçirmek, okulda yapılan eğitsel uygulamalarla somutlaştırmak ise eğitim programının gücüne bağlıdır. BOYEP’ten bahsetmiştim. Bizim geliştirdiğimiz bu program, yukarıda bahsedilen felsefeyle uyumlu olarak kendi içinde Farklılaştırılmış Öğretim, Tasarım Odaklı Düşünme, Sosyal Duygusal Öğrenme, STEM, Harmanlanmış Öğrenme, Ters-Yüz Sınıflar gibi öğrenme modellerini, öğrenme yaşantılarını tasarlamak ve kurgulamak için bir araç olarak kullanır. Bu uygulamalar aynı zamanda çocukların farklı ihtiyaçlarını karşılamak için başta sorduğumuz “Çocuk için anlamlı olan nedir?” sorusuna yanıt veren öğrenme süreçleri kurgusuna hizmet eder.

YÖM OKULLARI PANDEMİ SÜRECİNİ NASIL YÖNETTİ?

Pandemi ile birlikte uzaktan eğitim süreçleri de eğitim sistemimizin bir parçası haline dönüştü. Bu süreci kurumunuzda nasıl yönetiyorsunuz? Yüz yüze, uzaktan ve hibrit eğitim uygulamaları gelecek planlarınızı nasıl etkileyecek? Bu alanda stratejileriniz neler olacak?

Pandeminin getirmiş olduğu uzaktan eğitim süreçleri artık geri dönüşümü olmaksızın Pandemi kalktıktan sonra da o ihtiyaçlara yönelik o dönemin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde eğitimin bir parçası olmaya devam edecek, bu kaçınılmaz. Biz bu süreci yönetirken, her zaman ve her alanda olduğu gibi çocuğun yüksek yararını ön planda tutmayı hedefledik. Bunu yaparken de çocukları her hafta gözlemledik, her hafta onların ihtiyaçlarına göre haftalık programlarımız içerisinde ders içeriklerimizi dönüştürdük, değiştirdik. Örneğin çocukların çok fazla konuşmaya ortam bulamaması sebebiyle serbest kürsü dersleri koyduk. Burada çocukların kendilerini ifade etmelerine alan açmaya çalıştık. Örneğin fiziksel aktivitelere daha çok ihtiyaçlarının olduğunu tespit ettiğimiz dönemler için yüz yüze geldikleri sınırlı günlerde daha çok bedensel faaliyetlerde bulunabilecekleri dersler tasarlamaya çalıştık. Özetle her hafta onları gözlemledik. Cuma günleri bu gözlemlerimiz sonucunda hangi dersler hangi içerikte nasıl olmalıyı tartıştık. Bir sonraki haftanın programını buna göre tasarladık. Bunun dışında tabi ki mesleki gelişim bizim çok önemli bir parçamız. Bu dönemde her ay öğretmenlerle yapmış olduğumuz mesleki gelişim günlerimizi daha çok online ve hibrit programlarda yenilikçi bir yaklaşımla neler yapabiliriz, neler üretebiliriz diye baktık. Farklılaştırma tekniğinin online versiyonunu örneğin bu sene çalıştık. Özetle ihtiyaca göre yol aldık. Ders içeriklerimizi de yine ders sürelerimizde bu ihtiyaçlar ölçeğinde çocuğun ekran karşısında olma süresini önemseyerek planlamaya çalıştık. Bundan sonrası için de az önce belirttiğim gibi hibrit bir yapı olmaya devam edecek. Bizim okul olarak en güçlü yanımız bence zorluklar içerisinden de avantajlar bulmaya çaba gösteriyor olmamız, böyle bir bakış açımızın olması. Örneğin online sürecin bize katmış olduğu en kıymetli uygulamalardan bir tanesi de yabancı dillerde örneğin ortaokul seviyesinde İspanyolca öğretmenimizin yurt dışından bağlanması, dersleri yurt dışından yapması oldu. Bu da hem esneklik hem o kültürü tanıma ve anlamaya çalışma açısından çocuklar için çok kıymetli bir kazanım oldu.
Bundan sonraki yıllarda da okul saatleri dışında tüm yabancı dillere yayılacak olan bir konuşma dersleri (conversation classes) olabilecek örneğin. İçinde tabiri caizse sıkıştığımız koşullar, bu esnekliği bize sundu. Atölyeler yine bizim için çok kıymetli bu dönemde. Yüz yüzede sadece kendi okulumuzun öğretmenleri o okulun öğrencileri ile temas ederken online süreçte yapmış olduğumuz atölyeler sayesinde 3 okulumuzun da öğretmenlerinin zenginliği tüm öğrencilerimize yansımış. Yani Ataşehir’deki bir öğrencimiz İzmir’den bir DİY öğretmeninin atölyesine katılma fırsatı buldu. Dolayısıyla bu atölyeler anlamında da bir zenginlik kattı bize. Belki de bundan sonra hep hibrit modellerle ilerleyeceğiz.
 

kayhan_karliGünümüzde başarı kavramı farklı açılardan ele alınmaktadır. Bir eğitim kurumunun başarılı olarak değerlendirilebilmesi için hangi kıstaslara bakılmalıdır? Bu anlamda kurumunuzda neleri ön plana çıkarıyorsunuz?

Başarı ne yazık ki günümüzde daha çok sınav sonuçlarına göre elde edilen skorlar ile tarif ediliyor. Oysa başarı, her kişi ve kurumun kendi adına vizyonu ve misyonu ile, kendi hayata bakışıyla, elde etmek istedikleri ile ilişkili olmalıdır. Bana göre eğitim kurumlarının başarısını tarif ederken de bunun kısa soluklu bir şey olmadığını, uzun soluklu yaşantısal olarak öğrenci izlemesinin gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum. Örneğin Harvard Üniversitesi mezunlarının dünya ve ülke ekonomisine yaptığı katkı boyutunda projeksiyonlar yayınlarlar ki üniversitenin başarısını tarif edebilsinler. Dolayısıyla ben bir eğitim kurumunun da uzun soluklu olarak başarısının topluma yaptığı, mezunlarının topluma yaptığı katkılar boyutunda değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Bir diğer taraftan da öğrencilerinin hayatın içerisindeki kimlik ve kişilik kararlarını alabilmelerini öz yönetim becerilerini ve donanımlarını görebilmekle ilgili olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki bunları ölçmek çok kolay değil. Dolayısıyla da ebeveynlerin ne istediğini bilmesi, eğitim kurumlarını temel yeterliliklerin üzerine beklentiler ve verdikleri sözü tutuyorlar mı diye incelemesi gerekir. Bence en temel sorun söz vermek ve verdiği sözü tutmaktır. 

Uzun yıllardır sektördesiniz, öncelikle bir eğitim kurumunu yönetmenin zor ve kolay yanları nelerdir? Nasıl bir yöneticisiniz? Yöneticilik vasfınızı belirleyen ilkeleriniz nelerdir?

Evet meslek hayatımın neredeyse tamamı özel okullar ve sivil toplum kuruluşlarında geçti. Mesleğin özellikle ilk yirmi yılını Türkiye'de ve dünyada özel okul sektöründe geçirmiş olunca, bu konuyla ilgili söyleyecek çok şeyim olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki ülkemizdeki özel okul sektörünün özellikle gelişmiş ülkeler nezdindeki iş etiği bağlamında aynı yere ulaşmadığını rahatlıkla söyleyebilirim. Henüz prematüre doğum yapmış bir bebeğin gelişmesi gibi değişik noktalardan gelişmeye ve geliştirilmeye ihtiyacı olan bir alan özel okulculuk sektörü. O nedenle de biz YÖM Okulları'nı zaten özel okul gibi tarif etmek yerine özerk okul diye tarif ediyoruz. Finansal yapıdan özerk ancak yine de kamu hizmeti yapan ve bursluluklarıyla, şeffaflığıyla, finansal yönetilebilirliği ve sürdürülebilirliğini velileriyle birlikte şeffaf bir şekilde paylaşan bir yapı olarak tarif ediyoruz. Yakın gelecekte sektördeki pek çok okulun da hipermarket satış stratejilerinden çıkarak gerçek anlamda eğitim kurumları bağlamında, kullandıkları dille, yaptıkları eylemlerle yeniden yapılanarak veli nezdinde güven kazanmaları gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de özel okul yöneticiliği gerçekten zor bir iş. Bu arada derede kalmakla ilgili bir şey. İsteyenle talep edenin her iki noktada da yani hem kurucularınızın yönetim kurullarınızın talebinde, hem velilerinizin talebinin arasında bir tampon bölge olan özel okul yöneticiliği çok da kolay bir iş değil. Hele ki ülkemizde çok daha zor bir iş. Bu noktadaki en önemli şeyin, kişisel yetkinlik ve doygunluğunun, özellikle de liderlik vasfının yüksek yöneticiler olması gerektiğini düşünüyorum. Ancak etik zekâsı yüksek kişiler sektörün gelişimine katkı sağlayabilir. 

ÖZEL OKULLARIN İŞİ ESKİSİNDEN ZOR OLACAK

Türkiye’de özel okul sektörünün gelişimi hakkında değerlendirmeleriniz nelerdir? Sektörde yaşanan zorlukları nelere bağlıyorsunuz? Sektörün gelişimi için önerileriniz ve sektörün geleceğine yönelik öngörüleriniz nelerdir?

Ülkemizde özellikle özel okulculuğun - bu tanımı çok sevmiyorum ama - henüz bir sektör olduğunu düşünmüyorum çünkü sektör diye tarif ettiğimiz bütün kurumlar ya da bütün iş alanları, kendi sürdürülebilirliklerini sağlamış olan alanlardır. Örneğin finans sektörü dediğimiz zaman finans kuruluşlarının sektörel anlamda devamlılıklarını, sürdürülebilirliklerini sağladığını görürüz. Çünkü hiçbir şekilde bir finans kuruluşu kendi çalışanının mesleki gelişimini yaparken, ya bu başka bir yere giderse diye düşünmez. Çünkü sürekli olarak sektörün gelişimini düşünürler. Ne yazık ki özel okulların hem etik anlamda hem de var olan pastayı büyütmek yerine daha çok var olan pastayı tüketmek üzerine odaklanmış olmaları nedeniyle, sektörün sıkıntılı olduğunu düşünüyorum. Bunun için de bir takım etik ilkeler çerçevesinde kurum ve kişilerin birbirleriyle kurdukları ilişkileri yeniden tarifleyerek, velileriyle kurdukları ilişkiyi de güven zemininde yeni baştan sıfırdan tesis etmeleri gerektiğini düşünüyorum. Özellikle salgın sürecinde kötü performans gösteren bu ilişkilerin salgın sonrası süreçte kaybolan güven duygusunu yeniden yapılandırması gerekecektir. Bu da çok kolay değil. Açıkçası özel okulların işinin, bu dönemde eskisinden de zor olduğunu düşünüyorum. 

EĞİTİM HEM HOBİM HEM İŞİM

İş yaşamınızın dışında vaktinizi nasıl geçirirsiniz, nelerle ilgilenirsiniz, hobileriniz var mı?

Eğitim ve öğrenmek benim bir anlamda da zaten hobim, hobim de benim işim. Çünkü gerçekten çok meraklı bir insanım. Meraklı olduğum için de dünyanın her yerinde boş zamanlarımda araştırmayı, öğrenmeyi, izlemeyi, örneğin videolar, yerel belgeseller izlemeyi çok seviyorum. Bunun yanında doğada olmayı, doğa yürüyüşleri yapmayı, kamp yapmayı özellikle çok seviyorum. Sosyalleşmek benim için bir anlamda zaten hayatın en değerli yanı. Daha çok yalnız kalmak yerine dostlarımla bir arada olmayı tercih ediyorum. Benim için en iyi dinlenme anları dostlarımla yaptığım sohbetler ve birlikte geçirdiğim rahat zamanlar. 

YÖM OKULLARI VAKIFLAŞIYOR

Kısa bir süre önce vakıf çalışması başlattınız. Vakıflaşmaya neden karar verdiniz? Bu kapsamda YÖM Okulları’nın kısa, orta ve uzun vadede hedefleri ve stratejisi hakkında bilgi verebilir misiniz?

Kendisi de benim gibi matematik öğretmeni olan Eşim Göknur Karlı ile birlikte YÖM Okulları’nı kurarken, bir sosyal girişim olarak yola çıktık. Bu nedenle de YÖM Okulları, uzun vadede Türkiye’de nitelikli eğitim her çocuğun hakkıdır sloganıyla yaptıklarını ve iyi sonuç aldığı her türlü uygulamayı ülke çapında yaygınlaştırabilmek, nitelikli eğitimin her çocuğa ulaşması için savunuculuk yapmak üzere, kendi bileşenlerinden bir parçası olan YÖM Eğitim Vakfı'nı bir sivil toplum kuruluşu olarak yapılandırma kararı aldık. 5. yılımız itibarıyla sivil toplum şapkamızı da takarak Türkiye'de eğitim ve eğitim ortamlarında ihtiyaç duyulan her alanda YÖM Eğitim Vakfı olarak var olacağız. 

EĞİTİMCİLERİN YAŞAMI KÖKTEN DEĞİŞECEK

Pandemi ile başlayan yeni dönemde öğretmenleri nasıl bir değişim süreci bekliyor? Öğretmenlerin yeni döneme uyumu hangi çalışmaları gerçekleştiriyorsunuz?

Pandemi, tüm dünyayı etkilediği gibi, özellikle biz eğitimcileri de daha çok etkileyecek. Öyle ki ebeveynlerin hayatını değiştiren, bir sanayi devrimi kavramı olan mesai kavramının bugün geleneksel mesai kavramının çok dışına çıkacağı, farklı ve parçalı saatlerde çalışılacağı, uzaktan yakından hibrit bir yaşam biçimine geçileceği, kent merkezi ve kırsal alanların iç içe geçeceği ve ilişkilendirilmiş yaşam biçimlerinin daha çok olacağı yeni bir hayata doğru gidiyoruz. Dolayısıyla da bu durumun okullarda da eğitimciler açısından çok şeyi değiştireceğini düşünüyorum. Artık ben şu saatle şu saat arasında okula giderim, bu saatler arasında dersimi yaparım, evde şunu yaparım, hafta sonu bunu yaparım ne yazık ki çok da geçerli olmayacak. Yani önümüzdeki birkaç yıl içerisinde eğitimcilerin de hayatının dramatik bir şekilde değişeceğini düşünüyorum. O yüzden de bu değişime ne kadar hızla ayak uydurursak, bizim de performans ve iş - yaşam tatminimiz daha yüksek olur diye düşünüyorum.

 

YASAL UYARI:

Yayınlanan köşe yazısı ve haberlerin tüm hakları ESM Yayıncılığa aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz.



Egitimtercihi.com
5846 Sayılı Telif Hakları Kanunu gereğince, bu sitede yer alan yazı, fotoğraf ve benzeri dokümanlar, izin alınmadan ve kaynak gösterilmeden kesinlikle kullanılamaz. Bilgilerin doğru yansıtılması için her türlü özen gösterilmiş olmakla birlikte olası yayın hatalarından site yönetimi ve editörleri sorumlu tutulamaz.